Ben ekonomik yayınların dışında yazılı basını takip etmiyorum ama geçenlerde uçak yolculuğu sırasında okuduğum 7 Temmuz 2007 tarihli Zaman Gazetesi’nde Dr. Özgür Yalçın Kaya’nın “Bir ölümün hatırlattığı etik sorunlar” başlıklı yazısını kesip yanıma aldım.

Köşe yazısından bir alıntı:

“Geçenlerde bir arkadaşım, iş başvurusu yaptığı bir firmadan olumsuz cevap alınca nedenini öğrenmek istemişti. Kendisine çok basit bir cevap verilmiş: ‘İnternetteki bir arama motoruna isminizi girdik, karşımıza, sizin de isminizin karıştığı yolsuzlukla ilgili bir sürü gazete haberi çıktı. Biz de firma olarak sizin gibi şaibeli biriyle çalışmayı uygun bulmadık!’ Oysa arkadaşım hakkındaki iddialarla ilgili mahkemelerin hepsi beraatla sonuçlanmıştı. Ancak medyada beraat kararı hakkında tek bir cümle bile haber çıkmamıştı. Peki bu durumda arkadaşımın mağduriyeti nasıl giderilecekti? Ve hala orada duran haberler nasıl temizlenecek?”

Basın dünyasının işleme şeklini biliyoruz, çok da söyleyecek bir şey yok. Negatiften, olumsuzluktan, kandan para kazandıkları hepimizin malumu. Korkuyu satın alıyor, korkuyu okuyoruz. Haber yeterince korkutucu değilse zaten prim yapmıyor, küçük dünyalarımızı bozabilecek bir tehdit varsa hemen haber oluyor. Aslına, doğru olduğuna, olayla ilgili daha sonra ne olduğuna, haber konusu kişiye ne olacağına bakılmaksızın. Haber kaynağını araştıran, doğru gazetecilik yapmaya çalışan basın mensuplarına bir sözüm yok tabii ki. Sözüm, ucuz kahraman olmak isteyen kişilere.

İnternetin bu gidişe tuz biber ekmesi ise, internetteki isimsiz ortamdan kaynaklanıyor. Başa gelmeyince bilinmiyor. “Mor İnek” ve “İzinli Pazarlama”nın yazarı Seth Godin’in “İşinizi Küçümsemeyin” isimli kitabını daha önce okumuştum. Geçenlerde sayfaları çevirirken internette isimsizlik problemini anlattığı sorumluluk başlıklı bölümünü görünce daha da bir ilgiyle okudum ve önerisini çok tuttum. Seth Godin’in çok çarpıcı ve bir o kadar da mantıklı bir önerisi var.

Kimsenin gerçek kimliğini doğrulamadan giremeyeceği, paralel bir internet ağı!

Kitabın ilgili kısmını olduğu gibi aktarıyorum.

“Hiç dikkatinizi çekti mi? Tanıdığınız insanlar trafikte sizin önünüzü daha az keser ve tamamen yabancı kişilere nazaran daha az park yerinizi çalarlar. Bunun bir sebebi vardır: İsimsizlik, nezaketin düşmanıdır.

Kişisel sorumluluğa karşı çalışan diğer bir güç ise internettir. İnterneti isimsiz bir alan haline getirmekle sorumlu olan ilk kişi kimdir bilmiyorum, ama kesinlikle aptalca bir fikirdir. Sürekli çıkmaza düşen ve sorumluluk bilincinden uzak olan herkes on-line isimsizliğe mi başvuruyor acaba? Aşağıdaki notlara bakalım:

E-Bay gibi online açık artırma servisleri isimsiz bir ortamda başarısızlıkla çalışırlar. Daha önce gördüğümüz gibi, üstün çabalarına rağmen isimsizlik, hırsızlığa ve sahte fatura kesmeye sebep olabilmektedir. E-posta çoğunlukla spam nedeniyle sallantıdadır. Eğer e-postaları gönderen kişiler takip edilebilirse, yirmi dört saatten az bir süre içinde ortadan kaybolacak bir sistemle gelen kutumuzu dolduran isimsiz mesajlar selinden kurtulabiliriz. Bu arada bu kişilere çıkardıkları zorluktan dolayı bir fatura dahi gönderilebilir. Bilgi, isimsiz dedikodular nedeniyle giderek daha tehlikeli bir hal almaktadır. Online stok ipuçlarından savaşa kadar giden kararları içeren ulusal haberlere kadar her şey, söyleyenin kim olduğunu bilmediğimiz sürece şüpheli olarak kalacaktır. Haber grupları sağlıklı bulunmuyor, çünkü bazı insanlar ortaya çıkıp gereksiz konuşmalar yapabiliyor, olayları çarpıtabiliyor ve faydalı bir konuşmayı tersine çevirebiliyorlar. Üstelik bizim bu konuda yapabileceğimiz hiçbir şey yok, çünkü bu kişilerin kim olduklarını bilmiyoruz. Eğer kendi kullanıcı isimlerini değiştirebiliyorlar ve sonra tekrar ortaya çıkıyorlarsa, onları belirlemenin imkanı yok. Bir dakika duralım ve isimsiz olmadan hizmetlerin online ortamda nasıl çok daha iyi işleyeceğini değerlendirelim.

Herkesin maske taktığı bir işyerini düşünebiliyor musunuz? İnsanların istedikleri yere oturduklarını, ilgilerini çeken her şeyi aldıklarını, neyi istiyorlarsa istedikleri gibi söylediklerini ve daha sonra sonsuza dek kaybolduklarını… Hiçbir şeyin yapılamadığını….

İşte size bir teklif: Paralel bir internet ağı kuralım. Bu ağ, doğrulanmış bir kimlik olmadan kimsenin giremediği bir ağ olsun. Bu yeni online ortamımıza katılmak isteyen herkese, kendi hareketlerinin sorumluluğunu alması gerektiği zorunluluğunu koyalım.

Hangi internet ağını ziyaret etmek isterdiniz, isimsiz olanını mı, yoksa herkesin kiminle bağlantıda olduğunu bildiği diğer internet ağını mı?

Acaba isimsiz olmayan ile kişisel mahremiyet pencereden uçup gitmeyecek mi?

İsimsizlik ve mahremiyet aynı şey değildir. Yıllar önce, çok daha az isimsizlik çok daha fazla mahremiyet vardı. İnternet ve büyük şirketlerin etrafında kurulmuş geniş kalkanlar isimsizliği artırdı. Ancak bununla birlikte mahremiyet de artmış gibi görünmemektedir. O halde burada şunu soralım: Mahremiyetin illa bir şey mi olması gerekiyor?

Peki ya hiç mahremiyet olmazsa? Ya herkes ne kadar para kazandığınızı, ne kadar vergi verdiğinizi, ne kadar bağışta bulunduğunuzu ve kaç köpeğiniz olduğunu bilirse? Bu karışıma iki tahmin daha ekleyelim. Birincisi: Hükümet devrilmez ve başa yeni dünya düzenini dayatan, zihin yıkayan mavi miğferliler gelmez. İkincisi: Hepimiz bu duruma eşit derecede maruz kalıyoruz. Ne isminiz, ne de mahremiyetiniz var. Ama zaten hiç kimse bunların hiçbirine sahip değil.

Böyle bir durumda ne olurdu? Burada böyle bir dünya istediğimi kastetmiyorum. Sadece böyle bir fikrin tartışmaya değer olduğunu düşünüyorum. Bir şekilde küçük mahremiyet halkaları tarafından yardım alan ve teşvik edilen sınır tanımaz isimsizlik kaosunun, medeni bir toplum olarak geleceğimizi garanti altına almak için en iyi yol olduğu sonucuna varmış gibi görünüyoruz. Eğer benim seçeneğim olsaydı, sanırım herkesin adımı bildiği bir köyde yaşamak isterdim. En azından hepimiz daha iyi araba kullanırdık.”

İşte internet ortamındaki isimsizliğin arkasına sığınanlara karşı, alternatif bir internet ortamı! Söyleyecek sözü olanın, ismini yazacak gücü olmalı!

0 CommentsYoruma kapalı

Yorum bırakın

Kariyerlerini belirleme anlamında gençler çok ayrı yollarda ilerliyor. Kimisi kariyerini küçük yaşlardan belirliyor, milyon kere karar verip bozsa da illa ki kariyerimi ben belirleyeceğim diyor. “Benim için en iyisini ben bilirim” misali.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın paylaştığı TED konuşması benim açımdan hayat kurtardı. Dan Gilbert‘in The Surprising Science of Happiness adlı konuşması, seçme özgürlüğünün çok yüksek olmasının mutsuzluk getirdiğini, (seçenekler arasında boğulan gençleri düşündükçe onlar adına üzüldüm doğrusu) seçme şansı olmadığında kişinin mutlu olmayı seçtiğini anlatıyordu. (Görücü usulü ile evlenen anne ve babalarımızın bizlerden çok daha mutlu olması da böyle bir şey olmalı!)

Bu denli özgüvenli olmaları bu kafalarına göre takılan gençlerin mutlu olmalarını engelliyor, peki başarılı kariyerleri oluyor mu acaba?

Bir de ne yapacağını bilemeyip sağa sola danışan var! Bu grubun durumu kritik ve burada bize iş düşüyor: Sordukları kişiler çoğunlukla kendi deneyimlerini övme, şu andaki şartları çok fazla düşünmeksizin ben yaptım oldu, en büyük benim, en akıllı benim kafalarında! Ya sen yaptın oldu da bu genç sen mi? Bu gencin yetenekleri, şu andaki ekonomik şartlar hemen hemen hepsi farklı.

Öneriler ağırlıklı olarak “Mühendis ol”, “Hukukçu ol” şeklinde devam etmekte. Kariyer konusunda birine danışmak ve bu kişinin “tecrübelerinden yararlanmak” iyi de; bu tecrübe o kişinin tecrübesi. Bu tecrübeyi günün şartlarına uygulamak, dış ortamın hiç değişmediğini varsayan laboratuvar deneyi gibi değil mi?

Bunun örneğini de bizzat yaşadım.

Çaresizce yardım aradığım zamanlarda ikisinin de yeteneğine hiçbir laf edemediğim, son derece iyi olan iki müzisyene kızım için aynı soruyu sormuştum. Müzik kariyerinde başarısız olandan, “Kesinlikle ana işi müzisyen olmasın bunu hobi olarak yapsın” cevabını aldım. Kendi alanında en yüksek noktaya çıkmış olan kişi ise “Kesinlikle müzikten başka işin olmamalı ki başarabilesin!” dedi.

Bu iki cevap da doğru ama bunun kızıma hiç faydası olmadı…

“Kariyerim için size danışmaya geldim” gibi bir geyik yaparsanız, karşılığında bir geyik alırsınız.

Danışacağınız kişinin durumunu oldukça kapsamlı değerlendirmek gerekiyor, düşündüğünüz gibi başarılı mı? Ne yapmış da başarılı olmuş eğer bunu anlama şansınız varsa sorun derim. Belki babasından iyi miras kaldı çocuğum ve hatta bu mirasla çok daha iyisini yapabilir de bu kadar yaptı. Önce bu kişinin başardığı konuyu saptayın, sonra onun şartlarını az çok değerlendirdikten sonra bir çerçeve çizdiniz. Tamam şimdi bu alanda soru sorduğunuzda aldığınız cevap anlamlı olacaktır!
Eğer örnek aldığınız kişi Harvard mezunu ise siz kıçınızı yırtsanız onun bulunduğu konuma gelemeyeceksiniz. Harvard’a girmek için ne tür yol izledin, günde kaç saat çalıştın, seçimlerini ne yaptın deme şansınız ve konumunuz varsa bunu sorun, alacağınız cevap kesinlikle işinize yarayacaktır.

Soracağınız kişiyi doğru seçin, arayın tarayın, hangi alanda neden başarılı olduğunu anlamaya çalışın, bunun hedefiniz olup olmadığını hissedin sonra daralttığınız alanda sorunuzu sorun lütfen, ne kendi vaktinizi nede başkasının vaktini almayın.

Bana sorarsanız; seçtiğiniz kariyer ile kazanacağınız para sizi mutluluğa götüremez, siz bu işi yaparken mutlu olabilecekseniz ancak o zaman mutlusunuzdur.