Az önce Açık Radyo’da “Teknolojinin karanlık yüzü” programı online dating sitelerinden bahsediyordu, ben de erken geldiğim toplantıya girmeden önce, programın bir kısmını dinledim. Amerika’da artık her altı evliliğin bir tanesi tamamen Online dating sitelerinden geliyormuş. Online dating endüstrisinin yıllık brüt hasılatı 1.049 Milyar dolara ulaşmış, Amerika’daki 54 milyon bekar insandan 40 milyonu online dating’i bir kez denemiş, yıllık kişi başı harcama ise 239 Dolar seviyesinde.

Ülkemizin sosyal medya kullanımında üst sıralara ulaşmış olması bizde de benzer durumlar olduğunu gösteriyor. Her ne kadar ilişkilerimiz online dating sitelerinden başlamıyorsa bile, ilişkilerin daha hızlı gelişmesi sürdürülmesi için dijital ortam oldukça rahat bir zemin yaratıyor.

Neleri değiştiriyor?

Bir kere aşka alternatif bir mekân sağlıyor, bedensiz iletişim, sembolik bir iletişim üzerinden başlayan veya gelişen ilişkiler artık eski ilişkilere benzemiyor. Bu durumda ilişkiler konusunda çok yeni kavramlar var artık.

Evlenmeye eşit bir durum eskiden (ve halen tabii ki) imam nikahı olayı. İmam nikahlı kocası veya karısı diye bir kavram vardı. Şimdi bu Sosyal medyada evlenmek olarak şekil değiştiriyor, sosyal medyada ilişki durumunu güncellemek artık tüm dostlara bir çağrı demek. Ve böylelikle ilişkilerinin onaylanması ihtiyacında olanlar Facebook’ta ilişki durumunu güncelliyor. Eskiden çevremdeki gençlerden duyduğum bu olaylar, sonunda biz yaşlarda insanlara kadar ulaşmış durumda. İlişki durumu ise çoktan seçmeli bir menü. Ha bir de “şunun şunun”la ilişkide diye yazılmasını isteyen taraflar var ya da resim konacaksa muhakkak birlikte bir resim olmalı vb bunu da ekleyeyim.

Burada benim değinmek istediğim konu ise meslek hastalıkları, daha doğrusu mesleki bozulma konusu. Radyo’daki programda anlatılan bir online dating sitesine üye olan, Amerika’da bir hukuk şirketinde üst düzey yönetici avukat hanımın yaklaşımı:

Uzunca bir süredir bekâr olan avukat hanım bir online dating sitesi aracılığı ile eş aramaya başlıyor. Normalde çok gelişmiş bir algoritması olduğu iddia edilen sitenin, veritabanından avukat hanıma bulduğu kişi avukat hanımın deyimiyle bir “pigme”. Yani bulunan kişinin boyunun beklentisinden oldukça kısa olması. Avukat hanım doğal olarak, bu ilişki için zaman harcadığını, uzunca bir zaman yazışıp bu kişiyi tanımaya çalıştığını, sonunda da hüsrana uğradığını söyleyerek siteyi dava ediyor. Buraya kadar olaya fazlaca şaşırmadım doğrusu ama bundan sonrası beni bu yazıyı yazmaya yöneltti. Radyo’daki konuğa göre avukat hanıma, bundan sonrası için online dating sitesinden eş aramaktan vazgeçip geçmediğini sorulmuş.

Avukat hanımın cevabı şu: “Hayır dijital ortamda eş aramaktan vazgeçmiş değilim, şimdi bu iş için sekreterimi görevlendirdim. Sekreterim benim için gerekli sitelere kaydoluyor, ücretleri ödüyor, yazışmaları (yanlış okumadınız) yapıyor ve sonunda yemek randevusunu ayarlıyor. Ve ben de yemek kısmında konuya dahil oluyorum.” Bu nasıl bir mesleki bozulmadır sizce, buraya takıldım. Online dating işlemini outsource etmiş sizin anlayacağınız.

Başka mesleki durumlar var mı?

Evet, var.

Financial Times, iş dünyasının en prestijli gazetesi, zenginlerin paralarını nasıl harcamaları gerektiğini anlatan “how to spend it?” dergisinde sadece çok zengin iş insanları ve üst düzey yöneticilere yönelik bir online dating sitesinin ilanı var son bir yıldır. Sitede sadece varlıklı insanların bulunmasını teminen, 5.000.- Pound gibi astronomik bir giriş ücreti var, bu da yetmiyor, oradan buradan bulup buluşturayım, yatırım yapayım varlıklı birini bulduğumda nasıl olsa yatırım maliyetini çıkarayım diye düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü her iki tarafında belli bir varlık seviyesinde ya da belli bir kariyer noktasında olması ve bunu ispat etmesi şartı var.

Bu durumda Avukat hanımın hikayesinden esinlenerek şöyle bir tablo çizdim kafamda. Şimdi avukat hanım bu kadar meşgul ise www.grayandfarrar.com sitesinin müdavimleri kim bilir ne kadar meşguldür:

-5.000 pound doğal olarak muhasebe tarafından ayarlanacak, yazışmaları kim yürütür?
-Sekreterler
Peki; karşı tarafta bir o kadar meşgul ise durum karşı tarafta da aynı olacak haliyle.
Bu durumda iki sekreter dijital bir aşk yaşayacaklar değil mi?

Gerisini ben hayal edemiyorum bile…

Bundan çıkarılacak derse gelince, her şeyi ama her şeyi outsource edebilirsiniz, ama iki şeyi asla:

Şirket olarak size rekabet avantajı yaratan, asıl işinizi.

Bir de aşkı tabii…

0 CommentsYoruma kapalı

Yorum bırakın

Kariyerlerini belirleme anlamında gençler çok ayrı yollarda ilerliyor. Kimisi kariyerini küçük yaşlardan belirliyor, milyon kere karar verip bozsa da illa ki kariyerimi ben belirleyeceğim diyor. “Benim için en iyisini ben bilirim” misali.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın paylaştığı TED konuşması benim açımdan hayat kurtardı. Dan Gilbert‘in The Surprising Science of Happiness adlı konuşması, seçme özgürlüğünün çok yüksek olmasının mutsuzluk getirdiğini, (seçenekler arasında boğulan gençleri düşündükçe onlar adına üzüldüm doğrusu) seçme şansı olmadığında kişinin mutlu olmayı seçtiğini anlatıyordu. (Görücü usulü ile evlenen anne ve babalarımızın bizlerden çok daha mutlu olması da böyle bir şey olmalı!)

Bu denli özgüvenli olmaları bu kafalarına göre takılan gençlerin mutlu olmalarını engelliyor, peki başarılı kariyerleri oluyor mu acaba?

Bir de ne yapacağını bilemeyip sağa sola danışan var! Bu grubun durumu kritik ve burada bize iş düşüyor: Sordukları kişiler çoğunlukla kendi deneyimlerini övme, şu andaki şartları çok fazla düşünmeksizin ben yaptım oldu, en büyük benim, en akıllı benim kafalarında! Ya sen yaptın oldu da bu genç sen mi? Bu gencin yetenekleri, şu andaki ekonomik şartlar hemen hemen hepsi farklı.

Öneriler ağırlıklı olarak “Mühendis ol”, “Hukukçu ol” şeklinde devam etmekte. Kariyer konusunda birine danışmak ve bu kişinin “tecrübelerinden yararlanmak” iyi de; bu tecrübe o kişinin tecrübesi. Bu tecrübeyi günün şartlarına uygulamak, dış ortamın hiç değişmediğini varsayan laboratuvar deneyi gibi değil mi?

Bunun örneğini de bizzat yaşadım.

Çaresizce yardım aradığım zamanlarda ikisinin de yeteneğine hiçbir laf edemediğim, son derece iyi olan iki müzisyene kızım için aynı soruyu sormuştum. Müzik kariyerinde başarısız olandan, “Kesinlikle ana işi müzisyen olmasın bunu hobi olarak yapsın” cevabını aldım. Kendi alanında en yüksek noktaya çıkmış olan kişi ise “Kesinlikle müzikten başka işin olmamalı ki başarabilesin!” dedi.

Bu iki cevap da doğru ama bunun kızıma hiç faydası olmadı…

“Kariyerim için size danışmaya geldim” gibi bir geyik yaparsanız, karşılığında bir geyik alırsınız.

Danışacağınız kişinin durumunu oldukça kapsamlı değerlendirmek gerekiyor, düşündüğünüz gibi başarılı mı? Ne yapmış da başarılı olmuş eğer bunu anlama şansınız varsa sorun derim. Belki babasından iyi miras kaldı çocuğum ve hatta bu mirasla çok daha iyisini yapabilir de bu kadar yaptı. Önce bu kişinin başardığı konuyu saptayın, sonra onun şartlarını az çok değerlendirdikten sonra bir çerçeve çizdiniz. Tamam şimdi bu alanda soru sorduğunuzda aldığınız cevap anlamlı olacaktır!
Eğer örnek aldığınız kişi Harvard mezunu ise siz kıçınızı yırtsanız onun bulunduğu konuma gelemeyeceksiniz. Harvard’a girmek için ne tür yol izledin, günde kaç saat çalıştın, seçimlerini ne yaptın deme şansınız ve konumunuz varsa bunu sorun, alacağınız cevap kesinlikle işinize yarayacaktır.

Soracağınız kişiyi doğru seçin, arayın tarayın, hangi alanda neden başarılı olduğunu anlamaya çalışın, bunun hedefiniz olup olmadığını hissedin sonra daralttığınız alanda sorunuzu sorun lütfen, ne kendi vaktinizi nede başkasının vaktini almayın.

Bana sorarsanız; seçtiğiniz kariyer ile kazanacağınız para sizi mutluluğa götüremez, siz bu işi yaparken mutlu olabilecekseniz ancak o zaman mutlusunuzdur.