O cümleyi birçok tanıdığınızdan duymuşsunuzdur. Ben de birçok kez kurdum: “Artık daha fazla dayanamıyorum, yoruldum.”

Bir farklı versiyonu da, “Daha az çalışmak istiyorum.” olan bu cümlenin farklı varyasyonlarının en garibi de “Kafamı dinlemek istiyorum” cümlesidir muhtemelen.

“Şöyle bir yere gidip kafamı dinleyeceğim…”

Sanırım ben de bu anlamsız cümleyi birkaç kez kurdum.

Bir insan kafasını nasıl dinleyebilir? En garibi de, kafasını dinlemek isteyenler çoğunlukla gündelik yaşantısında fazla düşünmeden hareket eden kimselerdir. Yani işin aslı, kafada dinleyecek pek bir şey yoktur. Burada ters orantılı bir durum var. Ne kadar fazla kafamızı dinlemek istiyorsak, orada dinlenecek o kadar az şey vardır.

Büyük şehirde yaşamak ve onun getirdiği zihinsel ve fiziksel yorgunluk ayrı bir şey. Bu, çevremizde çok fazla çirkinlik, yorgunluk ve sayısız insanla burun buruna olmak demek. Günümüzde ekonomik devinimler çok hızlı bir boyuta ulaşmış vaziyette. Dünyadan  bir gün içinde onlarca kanaldan üzerimize  veri yağıyor. Bunun dışında kısa süreli aralıklar dışında kalmamız mümkün değil. Bunun yanı sıra gitmemiz gereken toplantılar, görünmemiz gereken bazı sosyal aktiviteler, şehrin ulaşım zorlukları ve benzeri zorluklardan kurtulmaya çalışmak için, daha az ya da yavaş çalışmak daha az sorumluluk almak isteriz. Daha az düşünmek, daha az çalışmak ve rahat etmek için iş değiştirmek ya da bunu yaratacak düzen kurmak çare mi?

Sorumluluk alanımızı daralttığımızda çabalarımız azalmaz ancak ufkumuz daralır. Dar bir ufukta potansiyelimizi ve kapasitemizi aşağı çeker. Yeteneklerimizden daha az seviyede iş yapmaya başladığımızda, bir müddet sonra bu küçük iş yine tüm alanı kaplayacak ve yine geçmişle aynı oranda çaba harcayacak ancak irtifa kaybetmiş olacağız.

Zira iş hayatı dinamikleri sürekli değişen, pek çok farklı parametreye bağlı gelişen bir yapıya sahip. Şehir yönetimleri ise tam tersi, sistematiği daha kolay oturtulabilecek ve ekstrem gelişmeler haricinde öyle kolay kolay değişmeyecek bileşenlerden ibaret. Yani, aslında sizin iş hayatınız için dilediğiniz yavaşlık ihtiyacı muhtemelen yaşadığınız büyükşehirden kaynaklı. Sorunu doğru tespit etmek, her problemin ilk adımı. Yavaşlama ihtiyacınız gerçekten, içinde bulunduğunuz işten mi kaynaklanıyor yoksa trafikte harcadığınız saatlerden mi? Sorun sende mi, yoksa şehirde mi? Büyük ihtimalle, sende değildir. Bu konuyu düşünmeye ne dersiniz?

Yazımın girişinde bahsettiğim “Kafa dinlemek” veya iş hayatında yavaşlığı tercih etmek bulunduğumuz şehir için geçerli olabilir ama kendi hızımızı azaltmak aynen çok yavaş bisiklet sürmeye benzer.

Düşeriz!

Yavaş şehir hayal mi?

Bir süredir, Türkiye’den de bazı şehirlerin dahil olduğu “Citta Slow” sistemi belediyecilik literatürüne geçmiş durumda. “Sakin Şehir” anlamına gelen bu yönetim modeline Türkiye’den Gökçeada (Çanakkale), Akyaka (Muğla), Perşembe (Ordu), Halfeti (Şanlıurfa), Seferihisar (İzmir), Şavşat (Artvin), Taraklı (Sakarya), Uzundere (Erzurum), Yenipazar (Aydın), Yalvaç (Isparta), Vize (Kırklareli), Eğirdir (Isparta), Göynük (Bolu) ve Gerze (Sinop) ilçeleri kabul edilmiş durumda. Türkiye’nin ilk citta slow belediyesi olan Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer ise, bu organizasyonun Avrupa Başkanı aynı zamanda…

Simgesi salyangoz olan bu sakin şehir uygulamasına kabul edilmenin şartları ise kulağa çok güzel geliyor: Kentlerin kendi kimliklerine sahip çıkmaları, şehir yapılaşmalarında aynılaşmanın önüne geçilmesi, yöresel değerlere ve yerel üretime önem verilmesi gibi unsurlar aranıyor. Bunun yanı sıra, şehir içinde araç trafiğinin çok ama çok düşük düzeyde olması gibi metropollerde bir ütopya kabul edilecek detayları var.

Bu yazı, Dünya Gazetesi’nde 22 Aralık 2017 tarihinde yayımlanmıştır.

0 CommentsYoruma kapalı

Yorum bırakın

Kariyerlerini belirleme anlamında gençler çok ayrı yollarda ilerliyor. Kimisi kariyerini küçük yaşlardan belirliyor, milyon kere karar verip bozsa da illa ki kariyerimi ben belirleyeceğim diyor. “Benim için en iyisini ben bilirim” misali.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın paylaştığı TED konuşması benim açımdan hayat kurtardı. Dan Gilbert‘in The Surprising Science of Happiness adlı konuşması, seçme özgürlüğünün çok yüksek olmasının mutsuzluk getirdiğini, (seçenekler arasında boğulan gençleri düşündükçe onlar adına üzüldüm doğrusu) seçme şansı olmadığında kişinin mutlu olmayı seçtiğini anlatıyordu. (Görücü usulü ile evlenen anne ve babalarımızın bizlerden çok daha mutlu olması da böyle bir şey olmalı!)

Bu denli özgüvenli olmaları bu kafalarına göre takılan gençlerin mutlu olmalarını engelliyor, peki başarılı kariyerleri oluyor mu acaba?

Bir de ne yapacağını bilemeyip sağa sola danışan var! Bu grubun durumu kritik ve burada bize iş düşüyor: Sordukları kişiler çoğunlukla kendi deneyimlerini övme, şu andaki şartları çok fazla düşünmeksizin ben yaptım oldu, en büyük benim, en akıllı benim kafalarında! Ya sen yaptın oldu da bu genç sen mi? Bu gencin yetenekleri, şu andaki ekonomik şartlar hemen hemen hepsi farklı.

Öneriler ağırlıklı olarak “Mühendis ol”, “Hukukçu ol” şeklinde devam etmekte. Kariyer konusunda birine danışmak ve bu kişinin “tecrübelerinden yararlanmak” iyi de; bu tecrübe o kişinin tecrübesi. Bu tecrübeyi günün şartlarına uygulamak, dış ortamın hiç değişmediğini varsayan laboratuvar deneyi gibi değil mi?

Bunun örneğini de bizzat yaşadım.

Çaresizce yardım aradığım zamanlarda ikisinin de yeteneğine hiçbir laf edemediğim, son derece iyi olan iki müzisyene kızım için aynı soruyu sormuştum. Müzik kariyerinde başarısız olandan, “Kesinlikle ana işi müzisyen olmasın bunu hobi olarak yapsın” cevabını aldım. Kendi alanında en yüksek noktaya çıkmış olan kişi ise “Kesinlikle müzikten başka işin olmamalı ki başarabilesin!” dedi.

Bu iki cevap da doğru ama bunun kızıma hiç faydası olmadı…

“Kariyerim için size danışmaya geldim” gibi bir geyik yaparsanız, karşılığında bir geyik alırsınız.

Danışacağınız kişinin durumunu oldukça kapsamlı değerlendirmek gerekiyor, düşündüğünüz gibi başarılı mı? Ne yapmış da başarılı olmuş eğer bunu anlama şansınız varsa sorun derim. Belki babasından iyi miras kaldı çocuğum ve hatta bu mirasla çok daha iyisini yapabilir de bu kadar yaptı. Önce bu kişinin başardığı konuyu saptayın, sonra onun şartlarını az çok değerlendirdikten sonra bir çerçeve çizdiniz. Tamam şimdi bu alanda soru sorduğunuzda aldığınız cevap anlamlı olacaktır!
Eğer örnek aldığınız kişi Harvard mezunu ise siz kıçınızı yırtsanız onun bulunduğu konuma gelemeyeceksiniz. Harvard’a girmek için ne tür yol izledin, günde kaç saat çalıştın, seçimlerini ne yaptın deme şansınız ve konumunuz varsa bunu sorun, alacağınız cevap kesinlikle işinize yarayacaktır.

Soracağınız kişiyi doğru seçin, arayın tarayın, hangi alanda neden başarılı olduğunu anlamaya çalışın, bunun hedefiniz olup olmadığını hissedin sonra daralttığınız alanda sorunuzu sorun lütfen, ne kendi vaktinizi nede başkasının vaktini almayın.

Bana sorarsanız; seçtiğiniz kariyer ile kazanacağınız para sizi mutluluğa götüremez, siz bu işi yaparken mutlu olabilecekseniz ancak o zaman mutlusunuzdur.