Bu yazı Dünya Gazetesi’nde 4 Ağustos 2017 tarihinde yayımlanmıştır.

“Bir iş adamı fotoğrafı düşünün” deyince aklınıza ilk gelen nedir?

-Kollarını bağlamış ayakta ciddi fakat umutlu bir bakış

-Birkaç on yıl öncesi masasında oturmuş, vakur ve otoriter.

Bir röportaj için ofise basından gelindiğinde birçok fotoğraf çekilir, çoğunluk en sıradan ve genel geçer beğeni için en ortalama olanı seçer. İsterseniz bir deneme yapın.

Ofiste fotoğrafınızı çekmek için gelen basın fotoğrafçısına farklı bir poz vermeye çalışın, hemen sizi genel geçer pozlara doğru itecektir. Aynen berber dükkanında saç sakal, düz ya da dağınık fön gibi bir soru ile sizden kollarınızı bağlamanızı ve şirketin logo ya da markasını gösteren mekanın önünde durmanızı ister. Siz ne kadar özgün olsanız da kalıbın içine giriverirsiniz.

Uluslararası piyasa da stok fotoğraflarda klişeler doğrultusunda gelişir. Stok fotoğraflarda iş adamı diye bir arama yaptığınızda kollarını kavuşturmuş takım elbiseli kadın ve erkeklere ulaşırsınız. Piyasa bunları istediği için oluşmuş bir akımdır. Bu fotoğrafların yeni versiyonlarında iş adamı/kadını elinde lap top çeşitli yerlerde oturur.

“Diversity” farklılıkların yönetimi gibi bir klişe ile uğraşıyorsanız ise beş beyaz batılı içine iki zenci, bir hintli figürü yerleştirilir. Alın size farklılıkların yönetimi.

Sadece fotoğraflarda mı? Her alanda bu böyle!

Farklı olmaktan korkmak, sürü psikolojisi ile hareket etmek, beklenileni yapmak bizleri nereye ulaştırabilir.

Klişeler düşünce biçimizi etkiler, bizleri çerceve içine hapseder ve bizleri sıradanlaştırır.

Bu klişeler birçok alanda kendini gösteriyor.

Bir dönem ofislerde gri etek, mavi gömlek, boyunda inci ve kurumsal kabul ediebilirlik ikonuydu. Bir dönem sonra faklı bir kıyafete evrildi. Kılık kıyafetimizden davranış şekillerine, kullandığımız kelimelere ve en kötüsü yönetim kavramlarına kadar sızıyor bu evrim.

İş hayatında genellikle batıdan başlayan akımlar dalga dalga yayılır. Bu tür akımlar ilk başta işe yarayan, üretimi arttıran, bakış açılarını değiştiren konulardır. Her bir uygulamanın bir yaşam döngüsü vardır ve şöyle cereyan eder:

İlk uygulama örnekleri uygulayan organizasyonlarda davranış farklılıkları yaratır ve olumlu değişimler getirir.

Ardından bu uygulama bir trend olarak yayılmaya başlar ve başkaları tarafından uygulanmaya başlar. Bu aşamada cidden olumlu değişimler yaratır. Trend yayılmaya başlar, bunu uygulayan danışmanlar kitleleri oluşur. İş toplantılarında seminerlerde bu konu konuşulmaya başlanır. Ardından konuda makaleler kitaplar yazılır.

Konuyu ikinci, üçüncü elden öğrenip uygulamasına başlayan ve bu konuda uzman olduğunu idda eden kitleler oluşur. Toplantılarda insanlar sadece bu konuda sunumlar duymak isterler. Konu, uzmanı olmayan fakat uzman olduğunu iddia eden kesimlere geçtikten sonar yavaş yavaş kavramın içi boşalır ve bir top gibi oradan oraya atılmaya ve hiç anlamayan kişiler tarafından kullanılmaya başlanır.

Konunun özü anlaşılmamış, sadece kabuğu kullanılmıştır. Bu devreden sonra konu inişe geçer. Bu kavram ile önceden aşina olanlar için bir işkence dönemi başlar ve bu kavrama tahammül edemez olurlar.

Aslında nefret ettiğimiz kavram değil, özü anlamadan Kabul ederek kullanma ve sakız gibi oraya buraya yapıştırma eğilimidir.

Zaman içinde klişe yeterince kullanıldıktan sonra sırayla en üst kategoriden en alta doğru yavaş yavaş iniyor ve sonunda kullanımı bırakılıyor.

Son on yılın batıdan gelip, klişe olmaya mahkum edilen bazı kavramları:

• Vizyon / Misyon
• Takım çalışması
• Toplam kalite
• İnovasyon

Öz be öz Türk klişelerimiz:

• Şu şirket ailesi
• Biz bir aileyiz
• Ben olmasam bu şirket batar
• Beni doğru işte kullanamıyorlar

Davranış kişelerimizden bazıları:

• Terasta happy hour
• Şirket pikniği
• Sabah Kahvaltıları
• Bowlinge gitmek
• Cross kalemler
• Tekne gezileri
• İşe “take-away” kahveyle gelmek
• Organik gıda ve doğal yaşam hevesi
• Yoga grupları kurmak
• Herkesin kendi getirdiği kupayı/fincanı kullanması (En büyük, daha büyük, devasa diye diye çorba kasesi boyutuna ulaşır)

Yan haklar klişeleri:

• Araba değişimi
• Cep telefonu standartları

Güvenlikçilerin de klişeleri var:

• Bekletelim, sizi alsınlar

Garip olan şu ki; deneme ile sabittir. Bir sunumda bir yazıda ne kadar çok klişe kullanıyorsanız o kadar beğeni alma durumu var. Ortalamada bir beğeni çizgisini yakalamak ve bu bulut içinde buluşma gibi bir şey söz konusu. O anda moda olan klişeden bahsediyorsanız, çok güzel konuştuğunuz düşünülüyor. Bu aynı bir kitabı okurken yeni şeyler öğrenmek yerine bildiğimiz kavramın altını çizmemiz ve beğenmemiz gibi bir şey.

Ortalama olanların birbirini beğenmesi ve ortalama olanın kazanması bizi nereye götürür?

Bizler büyük kurumsalda, ortalama bir performans göstererek, şirketlerin korunaklı ortamında birbirimizi kollayarak geçinirken, gelişen bambaşka oluşumlar var. Aslolan özgün ve kaliteli üretimdir. Kurumsal olmayan, kuralları yazılmamış bir pazar hızla büyümekte; buna dikkat ederek hareket etmemiz gerek.

Belki bundan sonra içi boşalacak kavram olan gig ekonomidir kimbilir? 🙂

0 CommentsYoruma kapalı

Yorum bırakın

Kariyerlerini belirleme anlamında gençler çok ayrı yollarda ilerliyor. Kimisi kariyerini küçük yaşlardan belirliyor, milyon kere karar verip bozsa da illa ki kariyerimi ben belirleyeceğim diyor. “Benim için en iyisini ben bilirim” misali.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın paylaştığı TED konuşması benim açımdan hayat kurtardı. Dan Gilbert‘in The Surprising Science of Happiness adlı konuşması, seçme özgürlüğünün çok yüksek olmasının mutsuzluk getirdiğini, (seçenekler arasında boğulan gençleri düşündükçe onlar adına üzüldüm doğrusu) seçme şansı olmadığında kişinin mutlu olmayı seçtiğini anlatıyordu. (Görücü usulü ile evlenen anne ve babalarımızın bizlerden çok daha mutlu olması da böyle bir şey olmalı!)

Bu denli özgüvenli olmaları bu kafalarına göre takılan gençlerin mutlu olmalarını engelliyor, peki başarılı kariyerleri oluyor mu acaba?

Bir de ne yapacağını bilemeyip sağa sola danışan var! Bu grubun durumu kritik ve burada bize iş düşüyor: Sordukları kişiler çoğunlukla kendi deneyimlerini övme, şu andaki şartları çok fazla düşünmeksizin ben yaptım oldu, en büyük benim, en akıllı benim kafalarında! Ya sen yaptın oldu da bu genç sen mi? Bu gencin yetenekleri, şu andaki ekonomik şartlar hemen hemen hepsi farklı.

Öneriler ağırlıklı olarak “Mühendis ol”, “Hukukçu ol” şeklinde devam etmekte. Kariyer konusunda birine danışmak ve bu kişinin “tecrübelerinden yararlanmak” iyi de; bu tecrübe o kişinin tecrübesi. Bu tecrübeyi günün şartlarına uygulamak, dış ortamın hiç değişmediğini varsayan laboratuvar deneyi gibi değil mi?

Bunun örneğini de bizzat yaşadım.

Çaresizce yardım aradığım zamanlarda ikisinin de yeteneğine hiçbir laf edemediğim, son derece iyi olan iki müzisyene kızım için aynı soruyu sormuştum. Müzik kariyerinde başarısız olandan, “Kesinlikle ana işi müzisyen olmasın bunu hobi olarak yapsın” cevabını aldım. Kendi alanında en yüksek noktaya çıkmış olan kişi ise “Kesinlikle müzikten başka işin olmamalı ki başarabilesin!” dedi.

Bu iki cevap da doğru ama bunun kızıma hiç faydası olmadı…

“Kariyerim için size danışmaya geldim” gibi bir geyik yaparsanız, karşılığında bir geyik alırsınız.

Danışacağınız kişinin durumunu oldukça kapsamlı değerlendirmek gerekiyor, düşündüğünüz gibi başarılı mı? Ne yapmış da başarılı olmuş eğer bunu anlama şansınız varsa sorun derim. Belki babasından iyi miras kaldı çocuğum ve hatta bu mirasla çok daha iyisini yapabilir de bu kadar yaptı. Önce bu kişinin başardığı konuyu saptayın, sonra onun şartlarını az çok değerlendirdikten sonra bir çerçeve çizdiniz. Tamam şimdi bu alanda soru sorduğunuzda aldığınız cevap anlamlı olacaktır!
Eğer örnek aldığınız kişi Harvard mezunu ise siz kıçınızı yırtsanız onun bulunduğu konuma gelemeyeceksiniz. Harvard’a girmek için ne tür yol izledin, günde kaç saat çalıştın, seçimlerini ne yaptın deme şansınız ve konumunuz varsa bunu sorun, alacağınız cevap kesinlikle işinize yarayacaktır.

Soracağınız kişiyi doğru seçin, arayın tarayın, hangi alanda neden başarılı olduğunu anlamaya çalışın, bunun hedefiniz olup olmadığını hissedin sonra daralttığınız alanda sorunuzu sorun lütfen, ne kendi vaktinizi nede başkasının vaktini almayın.

Bana sorarsanız; seçtiğiniz kariyer ile kazanacağınız para sizi mutluluğa götüremez, siz bu işi yaparken mutlu olabilecekseniz ancak o zaman mutlusunuzdur.