Para biriktirerek zengin olunur mu?

Emeklilik planları güvenli midir?

Günümüz toplumunda iletişim araçlarının yoğunluğu ile farklı yaşamları kolayca gözlemlememiz; zenginler ve fakirler arasındaki farkları daha da belirginleştiriyor. Zengin olmak günümüz toplumda neredeyse herkesin hayali. Her ne kadar “Para mutluluk getirmez” desek de, bir çoğumuz mutlu olmanın ana etkeninin zenginlikten geçtiğini düşünmekte.

Ne yazık ki zengin olma hayalini en fazla kuranlar, bir o kadar bu konuda yanlış öngörülere sahip olma potansiyelini taşıyor. Bundan bir süre önce okuduğum Garret B. Gunderson’un “Killing Sacred Cows”* isimli kitabı, zengin olma konusunda doğru bildiğimiz yanlışları sıralayan ve tam da 2008 krizi sırasında yayımlanmış bir bestseller.

Para konusunda yanlış mitleri yıkmanıza yardımcı olmanıza yararlı olması isteği ile sizinle bir özet paylaşıyorum.

  • Mit: Kaynaklar sınırlıdır. Kendimiz için bir şey istediğimizde başkasının payını azaltırız.
  • Gerçek: Hepimiz için yeterli kaynak vardır ve her zaman daha fazla kaynak yaratabiliriz. Sadece kendi adımıza değil, birlikte büyüyebilir zenginleşebiliriz.

Yıkıcı olan sınırlı kaynaklar değil, kaynakların sınırlı olduğuna ilişkin düşünce şeklidir. Hepimizin hayatında parasız olduğumuz sıfırı tükettiğimiz zor anlar olmuştur, ancak bunu bütün hayatımızın mottosu haline getirmek, kendi dünyamızda, çocuklarımızın dünyasında, şirketimizde bir sınırlı kaynaklar fikri oluşturmak çok tehlikelidir.

Davranışlarımız sınırlı kaynaklar mentalitesinden kaynaklanıyorsa bizi yöneten dürtü korku demektir ki; korku bizi birtakım rasyonel olmayan davranış biçimlerine iter.

  • Mit: İyi bir emeklilik maaşına sahip olmak garantili ve iyi bir harekettir. Bunun için çalışmak gereklidir.
  • Gerçek: İyi bir emeklilik için ayırdığınız para başkalarının kontrolünde olan ve büyük bir olasılıkla durgun bir yatırımdır.

Emeklilik için biriktirdiğiniz veya bankaya yatırdığınız para, sizin değil başkalarının işlettiği bir paradır. Genel kanı; bankada ne kadar çok paranız varsa o kadar zengin olduğunuz doğrultusundadır. Fakat bu bekleyen para, herhangi bir yatırımınıza aktarılmadığı gibi başkalarının hesabına çalışır. Çünkü finansal kuruluşlar periyodik olarak sizden aldıkları parayı mümkün olduğu kadar ellerinde tutarak en az getiri ile size dönüşünü sağlarlar. Her yıl düzenli olarak para yatıran birisi, bankanın riskini neredeyse sıfıra indirerek kuruluşun onlarca misli katını kazanmasını sağlar.

  • Mit: Finansal olarak güvenli olmak, büyük bir kurumda iyi bir pozisyona sahip olmaktır. Haklarımız kurum ve devlet tarafından koruma altında olmalıdır.
  • Gerçek: Hayattaki gerçek güvenlik kişinin kendisidir. Güvenliğinizin sizin dışınızda güçlere bağlı olması gerçek güvenlik değildir.

Ana düşünce finansal güvenliğin dışarıdaki kaynaklardan geldiğidir. Bu son derece yıkıcıdır ve kişiyi güçsüzleştirir. Bu etkisinin de üç nedeni vardır.

İlk olarak, aslında bu güvenlik sahtedir. Bizim hiç farkında olmadığımız ve dönüp bakmadığımız risklere sahiptir. İkinci sebep ise bizim az üretip çok beklenti içinde olmamıza neden olması ve bizim hayatta yerimizi aşağıya indirerek başkalarına yardım etme konusunda bencil davranmamızı sağlamasıdır. Üçüncü ve son neden ise; bu şartlarda çalışmanın bize mutluluk sağlamamasından ötürüdür. Asıl mutluluk bizim gerçek hayat amacımızı bulup bu doğrultuda hareket etmemizdir.

Çünkü daha fazla güvenli olmak daha az özgürlük getirir.

  • Mit: Para parayı çeker, para şeytandır ancak güçtür.
  • Gerçek: Para kişiler ya da kurumlar tarafından yaratılan katma değerin bir ifade biçimidir. Aslı, değerdir.

“Paranın her şeye kadir olduğunu düşünen insanlar, para için her şeyi yapabilecek insanlardır.” – George Savile

Paranın gerçek güç kaynağı olduğunu düşündüğümüzde, potansiyel iki tuzağa düşeriz:

Bir tanesi, paramız yoksa biz güçsüzüzdür. Paramız olmadığı için güçsüz olduğumuzu hissederiz ve kendi özümüze ait kaynakları yaratıcı olarak değerlendirmeyi bir kenara bırakırız. Çünkü başarı kazanmanın şansa bağlı olduğunu düşünüp vazgeçeriz.

İkincisi, finansal başarı kazanmış herkesin üçkağıtçı olduğunu düşünmeye başlarız ve bu fikir bizi paranın şeytan olduğu fikrine iter. Bu yüzden de paranın peşinde koşmaktan korkarız. Paranın gerçek değer olduğunu bilmek, bizim materyale bağlanmamızı ve insanlara değil paraya aşık olmamızı sağlar. Bu da bizim potansiyelimizi düşüren bir düşünce yapısıdır.

*“Killing Sacred Cows”, Garrett B. Gunderson, 2008 – Greenleaf Book Group Press

Bu yazı, Dünya Gazetesi’nde 9 Mart 2018 tarihinde yayımlanmıştır.

0 CommentsYoruma kapalı

Yorum bırakın

Kariyerlerini belirleme anlamında gençler çok ayrı yollarda ilerliyor. Kimisi kariyerini küçük yaşlardan belirliyor, milyon kere karar verip bozsa da illa ki kariyerimi ben belirleyeceğim diyor. “Benim için en iyisini ben bilirim” misali.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın paylaştığı TED konuşması benim açımdan hayat kurtardı. Dan Gilbert‘in The Surprising Science of Happiness adlı konuşması, seçme özgürlüğünün çok yüksek olmasının mutsuzluk getirdiğini, (seçenekler arasında boğulan gençleri düşündükçe onlar adına üzüldüm doğrusu) seçme şansı olmadığında kişinin mutlu olmayı seçtiğini anlatıyordu. (Görücü usulü ile evlenen anne ve babalarımızın bizlerden çok daha mutlu olması da böyle bir şey olmalı!)

Bu denli özgüvenli olmaları bu kafalarına göre takılan gençlerin mutlu olmalarını engelliyor, peki başarılı kariyerleri oluyor mu acaba?

Bir de ne yapacağını bilemeyip sağa sola danışan var! Bu grubun durumu kritik ve burada bize iş düşüyor: Sordukları kişiler çoğunlukla kendi deneyimlerini övme, şu andaki şartları çok fazla düşünmeksizin ben yaptım oldu, en büyük benim, en akıllı benim kafalarında! Ya sen yaptın oldu da bu genç sen mi? Bu gencin yetenekleri, şu andaki ekonomik şartlar hemen hemen hepsi farklı.

Öneriler ağırlıklı olarak “Mühendis ol”, “Hukukçu ol” şeklinde devam etmekte. Kariyer konusunda birine danışmak ve bu kişinin “tecrübelerinden yararlanmak” iyi de; bu tecrübe o kişinin tecrübesi. Bu tecrübeyi günün şartlarına uygulamak, dış ortamın hiç değişmediğini varsayan laboratuvar deneyi gibi değil mi?

Bunun örneğini de bizzat yaşadım.

Çaresizce yardım aradığım zamanlarda ikisinin de yeteneğine hiçbir laf edemediğim, son derece iyi olan iki müzisyene kızım için aynı soruyu sormuştum. Müzik kariyerinde başarısız olandan, “Kesinlikle ana işi müzisyen olmasın bunu hobi olarak yapsın” cevabını aldım. Kendi alanında en yüksek noktaya çıkmış olan kişi ise “Kesinlikle müzikten başka işin olmamalı ki başarabilesin!” dedi.

Bu iki cevap da doğru ama bunun kızıma hiç faydası olmadı…

“Kariyerim için size danışmaya geldim” gibi bir geyik yaparsanız, karşılığında bir geyik alırsınız.

Danışacağınız kişinin durumunu oldukça kapsamlı değerlendirmek gerekiyor, düşündüğünüz gibi başarılı mı? Ne yapmış da başarılı olmuş eğer bunu anlama şansınız varsa sorun derim. Belki babasından iyi miras kaldı çocuğum ve hatta bu mirasla çok daha iyisini yapabilir de bu kadar yaptı. Önce bu kişinin başardığı konuyu saptayın, sonra onun şartlarını az çok değerlendirdikten sonra bir çerçeve çizdiniz. Tamam şimdi bu alanda soru sorduğunuzda aldığınız cevap anlamlı olacaktır!
Eğer örnek aldığınız kişi Harvard mezunu ise siz kıçınızı yırtsanız onun bulunduğu konuma gelemeyeceksiniz. Harvard’a girmek için ne tür yol izledin, günde kaç saat çalıştın, seçimlerini ne yaptın deme şansınız ve konumunuz varsa bunu sorun, alacağınız cevap kesinlikle işinize yarayacaktır.

Soracağınız kişiyi doğru seçin, arayın tarayın, hangi alanda neden başarılı olduğunu anlamaya çalışın, bunun hedefiniz olup olmadığını hissedin sonra daralttığınız alanda sorunuzu sorun lütfen, ne kendi vaktinizi nede başkasının vaktini almayın.

Bana sorarsanız; seçtiğiniz kariyer ile kazanacağınız para sizi mutluluğa götüremez, siz bu işi yaparken mutlu olabilecekseniz ancak o zaman mutlusunuzdur.