Endüstriyel ürünlerde outsourcing’in kullanılıyor olması çok yeni bir kavram değil ama dünya küçük bir köy oldu artık. Son yıllarda küreselleşmenin artması ile birlikte artan rekabet şartları fiyatların düşük ama kalitenin çok iyi olması gerektiği bu trend’te inanılmaz bir artış oldu ve artık olay üretim sektörünün dışında her alanda var ve artık servislerde ve artık yüksek katma değerli servislerde de kullanılmaya başlandı.

Yani artık sadece normal işçilerde değil üst düzey de yüksek katma değerli işlerde uluslararası rekabetin çarkları arasında.

Outsourcing de bu noktada ikiye hatta üçe ayrılıyor;

1. Outsourcing: Daha önce şirket içinde yapılan işlerin artık dışardaki bir şirkete yaptırılması diye özetleyebiliriz.

2. Bir de bunun ülke dışına özellikle gelişmekte olan ülkelere taşan modeli var.

3. Offshoring bazı operasyonların daha ucuz işgücü hammadde ve yasal zorunluluklar nedeniyle daha az talepkar olan ülkelere kaydırılması. (Türkiyede bu anlamda potansiyel Offshoring beklentisi olan ülkelerden biri kuşkusuz ama bu olanak bile bizim pahalı hammadde, pahalı enerji ve katı iş yasalarımız nedeniyle gereği gibi kullanılamamakta.)

Peki tüm bu işlevsel hareketlilik dünyada işgücü arz-talebini nasıl etkiliyor?

Bu konuda birçok farklı görüş ve farklı bakış açısı var. Öncelikle bu devinimden birincil olarak etkilenen işini kaybetme durumunda kalan ya da daha makul şartlara razı olan gelişmiş ülke işgücü.

Gelişmekte olan ülkelerde ve özellikle Amerikada iş kayıplarına karşı bir hareket oluştu ve sonunda kampanya bir ölçüde başarıya ulaştı. Fakat Amerika da özellikle devlet kurumlarında oluşan outsourcing’e limit koyma faaliyetleri ilk başta bu ülkelerdeki işgücünü görünüş olarak rahatlatıyor olsa bile, uzun dönemli olarak Amerika nın rekabet ettiği Japonya ve Avrupa ülkelerine karşı rekabet avantajını azaltacak bir uygulama. Eninde sonunda Amerika nın çok rahat bir şekilde outsourcing olanaklarını kullanıyor olması yeni yatırımlar dolayısıyla yeni iş olanakları yaratması demektir.

Diğer OECD ülkelerindeki duruma gelince:

Yine de uluslararası şirketler tarafından gelişmekte olan ülkelere kaydırılan yatırımlardan (offshoring) veya direkt olarak outsource edilen işlerden dolayı iş kayıplarına mı yol açıldığı yoksa mevcut işleri yok mu ettiğini somut olarak saptamak çok güç. Çünkü bir yandan piyasalar hızla değişkenlik göstermekte, ekonominin ölçümleme zorluğu malum diğer şartlar aynı kalmıyor kuşkusuz. Sonunda uluslararası firmaların üretim şekilleri, alınan servisler ve bunun işgücüne etkileri çok karmaşık bir süreç. Eğer şirket politikalarından yola çıkılarak bir yere varılmaya çalışılırsa ; gelecek iki yıl içerisinde daha çok iş ve daha çok servis gelişmekte olan ülkelere kaydırılacak.

Outsourcing hizmeti veren firmalar üzerinde bulundurulan eleman sayısı hızla büyüyor. Dünya çapında 70 den fazla ülkeye yayılmış operasyonları ile 15.000-20.000 eleman çalıştıran outsourcing firmalarını görmek artık şaşırtıcı olmamaya başladı ve bu trend artarak devam edecek. Bu özellikle çağrı merkezleri ve Bilişim teknolojilerinde daha da fazla yaygınlaşacak. Bu aslında bir yandan OECD ülkelerindeki üretim şekillerinin değişen yapısınıda anlatıyor.

Bu durumda da business prosess outsourcing yepyeni ve geleceği olan bir sektör olarak görünmekte.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin iş gücü açısından duruma bakarsak:

İşgücü, bu durumdan şikayetçi olanların dediği gibi, gelişmiş ülkelerden gelişmemiş ülkelere mi kayıyor? Bir anlamda dünya yeni ekonomik düzeninde artık gelişmekte olan ülkelerdeki beyaz yakalı tabir edilen işgücü eski rahat günlerini yitirdi. Telekomünikasyon ve bilişim sektöründeki outsourcing trendleri bu ayrıcalıklı grubu da fena halde sarstı, artık az saatler çalışıp iyi ücretler alamayacak. Gelişmekte olan ülkelerdeki işgücünün ise iş olanakları fazlalaşıyor. Kapitalist sistem kendi kendini dengeliyor, dünyada yeni bir denge oluşuyor diyebilir miyiz?

Yoksa halen gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelerin ucuz işgücünden yararlanıp ana faaliyet alanlarına odaklanarak işi olan bir fakirler ordusu mu yaratıyor? Bir grup politikacı ve ekonomist olaya bu yönden bakıyor.

Gelişmekte olan ülkelere yapılan outsourcing, haber başlıklarında ama bu sadece olayın görünen yüzü, bir diğer yüzü ise outsourcing yapan çok uluslu şirketlerin bir yandan ana faaliyetleri alanında olmayan işleri bu ülkelere outsource ederken diğer yandan da asıl yeteneklerini keskinleştirmeye devam ederek yeni iş modelleri geliştirmeleri ve küresel olarak ta yeni işler yarattıkları. Bu gelişmeler bu ülkelere yabancı yatırım ve artan iş gücü talebi olarak dönmekte.

Daha sofistike hizmet, daha fazla tüketici talebi, daha mükemmel müşteri ilişkileri daha karmaşık bir iş düzeni…

0 CommentsYoruma kapalı

Yorum bırakın

Kariyerlerini belirleme anlamında gençler çok ayrı yollarda ilerliyor. Kimisi kariyerini küçük yaşlardan belirliyor, milyon kere karar verip bozsa da illa ki kariyerimi ben belirleyeceğim diyor. “Benim için en iyisini ben bilirim” misali.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın paylaştığı TED konuşması benim açımdan hayat kurtardı. Dan Gilbert‘in The Surprising Science of Happiness adlı konuşması, seçme özgürlüğünün çok yüksek olmasının mutsuzluk getirdiğini, (seçenekler arasında boğulan gençleri düşündükçe onlar adına üzüldüm doğrusu) seçme şansı olmadığında kişinin mutlu olmayı seçtiğini anlatıyordu. (Görücü usulü ile evlenen anne ve babalarımızın bizlerden çok daha mutlu olması da böyle bir şey olmalı!)

Bu denli özgüvenli olmaları bu kafalarına göre takılan gençlerin mutlu olmalarını engelliyor, peki başarılı kariyerleri oluyor mu acaba?

Bir de ne yapacağını bilemeyip sağa sola danışan var! Bu grubun durumu kritik ve burada bize iş düşüyor: Sordukları kişiler çoğunlukla kendi deneyimlerini övme, şu andaki şartları çok fazla düşünmeksizin ben yaptım oldu, en büyük benim, en akıllı benim kafalarında! Ya sen yaptın oldu da bu genç sen mi? Bu gencin yetenekleri, şu andaki ekonomik şartlar hemen hemen hepsi farklı.

Öneriler ağırlıklı olarak “Mühendis ol”, “Hukukçu ol” şeklinde devam etmekte. Kariyer konusunda birine danışmak ve bu kişinin “tecrübelerinden yararlanmak” iyi de; bu tecrübe o kişinin tecrübesi. Bu tecrübeyi günün şartlarına uygulamak, dış ortamın hiç değişmediğini varsayan laboratuvar deneyi gibi değil mi?

Bunun örneğini de bizzat yaşadım.

Çaresizce yardım aradığım zamanlarda ikisinin de yeteneğine hiçbir laf edemediğim, son derece iyi olan iki müzisyene kızım için aynı soruyu sormuştum. Müzik kariyerinde başarısız olandan, “Kesinlikle ana işi müzisyen olmasın bunu hobi olarak yapsın” cevabını aldım. Kendi alanında en yüksek noktaya çıkmış olan kişi ise “Kesinlikle müzikten başka işin olmamalı ki başarabilesin!” dedi.

Bu iki cevap da doğru ama bunun kızıma hiç faydası olmadı…

“Kariyerim için size danışmaya geldim” gibi bir geyik yaparsanız, karşılığında bir geyik alırsınız.

Danışacağınız kişinin durumunu oldukça kapsamlı değerlendirmek gerekiyor, düşündüğünüz gibi başarılı mı? Ne yapmış da başarılı olmuş eğer bunu anlama şansınız varsa sorun derim. Belki babasından iyi miras kaldı çocuğum ve hatta bu mirasla çok daha iyisini yapabilir de bu kadar yaptı. Önce bu kişinin başardığı konuyu saptayın, sonra onun şartlarını az çok değerlendirdikten sonra bir çerçeve çizdiniz. Tamam şimdi bu alanda soru sorduğunuzda aldığınız cevap anlamlı olacaktır!
Eğer örnek aldığınız kişi Harvard mezunu ise siz kıçınızı yırtsanız onun bulunduğu konuma gelemeyeceksiniz. Harvard’a girmek için ne tür yol izledin, günde kaç saat çalıştın, seçimlerini ne yaptın deme şansınız ve konumunuz varsa bunu sorun, alacağınız cevap kesinlikle işinize yarayacaktır.

Soracağınız kişiyi doğru seçin, arayın tarayın, hangi alanda neden başarılı olduğunu anlamaya çalışın, bunun hedefiniz olup olmadığını hissedin sonra daralttığınız alanda sorunuzu sorun lütfen, ne kendi vaktinizi nede başkasının vaktini almayın.

Bana sorarsanız; seçtiğiniz kariyer ile kazanacağınız para sizi mutluluğa götüremez, siz bu işi yaparken mutlu olabilecekseniz ancak o zaman mutlusunuzdur.