Kulaklarımız vücudumuzdaki en ilginç organ. Bir kere kapatma düğmesi yok. Gözlerimizi kapayınca istemediğimiz bir şeyi görmüyor olmamıza rağmen, kulaklarımızı kapatsak bile yine dışarıdan sinyal almaya devam ediyoruz. Üstelik fiziksel dünyadan en hızlı etkileşim alan organımız…

Genetik yapılanmamızda hayatta kalabilmek, dışarıdan gelen tehlikelerden daha hızlı uyarı almak, uykuda bile belli bir ses yüksekliğinden sonra duyuyor olmak için kulaklarımızın bu şekilde yapılandığını, ya da Allah tarafından bize böyle bahşedildiğini düşünebiliriz. Her ne şekilde düşünürsek düşünelim kulaklarımız her gün ve hayatımız boyunca bizi kendi dışımızdaki dünya ile etkileşim halinde tutuyor. Yaşamdan ölüme kadar, durmaksızın…

Hal böyle olunca hayatımız boyunca en sık duyduğumuz kelimeler bilincimizi yapılandırıyor. Düşünün bir çocuk doğduğundan itibaren yetiştiği evdeki genel konuşma dilinden, tehdit içeren bağırmalardan, sevgi sözcüklerinden nasıl etkilenir?

Yetiştiği ailesinin konuştuğu dil, onu başarılı ve kendine güvenli bir insan ya da sorumsuz ve şüpheci bir insan yapabilir.

Müzik konuşulan ya da müzik yapılan bir evde yetişen çocuğun bilinci nasıl olur?

Bana bunları düşündüren aşağıda linki bulunan Lera Boroditsky ‘nin TED konuşması oldu. https://youtu.be/RKK7wGAYP6k

Konuşmasında ulusların konuştuğu dilin onların düşünce sistemini nasıl değiştirdiğini anlatıyor. Örneğin sağ-sol yerine yönleri kullananrak konuşan ulusların bulundukları konumdan yönlerini kolayca gösterebildiklerini; yön tayin etmekte sağ-sol kelimelerini kullananlara göre bilinçlerinin yön tayin edecek şekilde geliştiğinden bahsediyor.

Blue polygonal illustration, which consist of triangles. Geometric background in Origami style with gradient. Triangular design for your business.

Boroditsky aynı şekilde renkler konusunda da daha zengin bir yapısı olanların renkleri kullanma ve algılama konusunda daha yetenekli olduklarını söylüyor. Örneğin mavi için İngilizce’de sadece Blue kelimesi kullanılırken, Rusya’da açık mavi için Goluboy, koyu mavi için ise Siniy kelimeleri kullanılıyor. Bu da Rusların kelimeyi duyduklarından itibaren deniz mavisi mi yoksa Prusya mavisi mi olduğunu tanımlamadan önce kafalarında bahsedilen maviye ilişkin ayrı bir kategori geliştirmelerine sebep oluyor tabi ki…

Peki ya iş dünyası…

Kullandığımız kelimeler iş yapma biçimimizi nasıl etkiliyor olabilir?

Genel iletişim dilimiz, bilincimizi nasıl şekillendirir?

“Orası kolay, hallederiz.” “Yaparız bir şeyler” dendiğinde;

Ya da “Olsa dükkan senin ablacığım” dendiğinde;

“Valla abi malın girişi bu kadar, kurtarmaz.” dendiğinde;

Bir malın ya da hizmetin fiyatını bilincimiz nasıl oluşturur?

Sabah, “Öğlene kadar uğrarım” dendiğinde;

“Bir ara görüşelim” dendiğinde;

“Bayramdan sonra bunu konuşalım…” dendiğinde;

Zaman konusunda bilincimiz nasıl şekillenir?

Ailemiz, eğitimimiz ve çevremizden bize miras kalan konuşma şeklimiz kendi öznel düşüncelerimizi nasıl etkileyebilir?

Kullandığımız dil geleceğimizi şekillendirebilir mi?

Her gün farkında olmadan kullandığımız kelimeler, bize kendimiz hakkında çok şey anlatır.

İşe geliş gidiş yolumuzun bizi öldürdüğünü söylüyorsak,

Bunu olumlu bir önerme ile değiştirmemiz gerekir.

“Müdürüm beni kahrediyor, çenesi hiç kapanmıyor” yerine

Müdürümün durmadan söylenmesine neden olan şey nedir? Bunu nasıl değiştirebilirim? diye düşebilir miyiz

“Allah kahretsiz yine Pazartesi” yerine

“Bugün Pazartesi… Bu hafta neden güzel, verimli ve neşeli bir hafta olmasın; bunun için neler yapabilirim?”

Diyebilirsek, geleceğimiz konusunda olumlu adımlar atmaya başlarız.

illustration of bar graph with rising arrow on isolated background

İşyerinde yönetim odalarında konuşulan, kantinde konuşulan, günlük toplantılarda konuşulan dil şirketimizin geleceğini nasıl etkileyebilir? Ülkenin, ailenin, kişisel konuşmanın etkileri ne kadar ağır olsa da bir yönetici olarak organizasyon içinde konuşulan dil konusunda şahsen dikkat ettiğim, bu yazıyı yazarken de biraz daha farkındalıkla baktığım öneriler şunlar olabilir.

  • Toplantılarda genellikle şirketin zayıf, eksik ve kötü yanları; şirketin başarılarından daha çok yer tutar. Elbette zayıf yanlarımızı düzeltmek için bunları olduğu gibi görmek ve konuda yapılanları konuşmak şart, ancak her toplantı sonunda başarılarımızı, yüksek olan istatistikleri, yapılamayanların yanında başarılmış ve çek konmuş konuları hatırlatmakta ve yapılmış olanları göz önünde tutmakta yarar var.
  • Ekonomik ve siyasi dalgalanmalarda kriz beklentilerini alevlendirmek ve bu konuda alarm verici konuşmalar yapan kişileri dinlemek, konuda gerekli tedbirleri almakta yarar var. Yine de krizi ve düşük morali tetikleyen şey hepimizin krizin içinde olacağı beklentisidir. Hazırlıklı olmak ve dalgalanmaya rağmen daha iyi bir sonuç alacağımız inancını aşılamak mümkün.
  • Çalışanların kötü yanlarını göz önüne getirmek için belki de bir performans toplantısı yeterlidir. Bunu sürekli olarak dile getirmek yerine çalışanın yaptığı iyi şeyleri takdir edebilirsiniz.
  • Genel toplantılarda kullandığınız dile dikkat edin. Şirkette yapılmış olumsuz bir hareket için genel şirket toplantısında konuşma yaptığınızda toplantıya katılan her personel kendini suçlu hissedecektir. İsim vermeden yapılmış suçlama konuşması ise en yıkıcı olanıdır. Çünkü çalışanlar zaten eğitim sistemi yüzünden hayatları boyunca suçlanmış olabilirler. Şirketin başarıları için herkese teşekkür etmek, olumsuz konuyu ise sadece muhatabı ile konuşmak yeterlidir.
  • Şirketin geleceğine ilişkin doğru resim çizen ve herkesin anlayacağı dil kullanmak ise en önemlisi…

Bu yazı, Dünya Gazetesi’nde 20 Temmuz 2018 tarihinde yayımlanmıştır.

Ayşe Nazmiye UÇA
Datassist Bordro Servisi
CEO

0 CommentsYoruma kapalı

Yorum bırakın

Kariyerlerini belirleme anlamında gençler çok ayrı yollarda ilerliyor. Kimisi kariyerini küçük yaşlardan belirliyor, milyon kere karar verip bozsa da illa ki kariyerimi ben belirleyeceğim diyor. “Benim için en iyisini ben bilirim” misali.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın paylaştığı TED konuşması benim açımdan hayat kurtardı. Dan Gilbert‘in The Surprising Science of Happiness adlı konuşması, seçme özgürlüğünün çok yüksek olmasının mutsuzluk getirdiğini, (seçenekler arasında boğulan gençleri düşündükçe onlar adına üzüldüm doğrusu) seçme şansı olmadığında kişinin mutlu olmayı seçtiğini anlatıyordu. (Görücü usulü ile evlenen anne ve babalarımızın bizlerden çok daha mutlu olması da böyle bir şey olmalı!)

Bu denli özgüvenli olmaları bu kafalarına göre takılan gençlerin mutlu olmalarını engelliyor, peki başarılı kariyerleri oluyor mu acaba?

Bir de ne yapacağını bilemeyip sağa sola danışan var! Bu grubun durumu kritik ve burada bize iş düşüyor: Sordukları kişiler çoğunlukla kendi deneyimlerini övme, şu andaki şartları çok fazla düşünmeksizin ben yaptım oldu, en büyük benim, en akıllı benim kafalarında! Ya sen yaptın oldu da bu genç sen mi? Bu gencin yetenekleri, şu andaki ekonomik şartlar hemen hemen hepsi farklı.

Öneriler ağırlıklı olarak “Mühendis ol”, “Hukukçu ol” şeklinde devam etmekte. Kariyer konusunda birine danışmak ve bu kişinin “tecrübelerinden yararlanmak” iyi de; bu tecrübe o kişinin tecrübesi. Bu tecrübeyi günün şartlarına uygulamak, dış ortamın hiç değişmediğini varsayan laboratuvar deneyi gibi değil mi?

Bunun örneğini de bizzat yaşadım.

Çaresizce yardım aradığım zamanlarda ikisinin de yeteneğine hiçbir laf edemediğim, son derece iyi olan iki müzisyene kızım için aynı soruyu sormuştum. Müzik kariyerinde başarısız olandan, “Kesinlikle ana işi müzisyen olmasın bunu hobi olarak yapsın” cevabını aldım. Kendi alanında en yüksek noktaya çıkmış olan kişi ise “Kesinlikle müzikten başka işin olmamalı ki başarabilesin!” dedi.

Bu iki cevap da doğru ama bunun kızıma hiç faydası olmadı…

“Kariyerim için size danışmaya geldim” gibi bir geyik yaparsanız, karşılığında bir geyik alırsınız.

Danışacağınız kişinin durumunu oldukça kapsamlı değerlendirmek gerekiyor, düşündüğünüz gibi başarılı mı? Ne yapmış da başarılı olmuş eğer bunu anlama şansınız varsa sorun derim. Belki babasından iyi miras kaldı çocuğum ve hatta bu mirasla çok daha iyisini yapabilir de bu kadar yaptı. Önce bu kişinin başardığı konuyu saptayın, sonra onun şartlarını az çok değerlendirdikten sonra bir çerçeve çizdiniz. Tamam şimdi bu alanda soru sorduğunuzda aldığınız cevap anlamlı olacaktır!
Eğer örnek aldığınız kişi Harvard mezunu ise siz kıçınızı yırtsanız onun bulunduğu konuma gelemeyeceksiniz. Harvard’a girmek için ne tür yol izledin, günde kaç saat çalıştın, seçimlerini ne yaptın deme şansınız ve konumunuz varsa bunu sorun, alacağınız cevap kesinlikle işinize yarayacaktır.

Soracağınız kişiyi doğru seçin, arayın tarayın, hangi alanda neden başarılı olduğunu anlamaya çalışın, bunun hedefiniz olup olmadığını hissedin sonra daralttığınız alanda sorunuzu sorun lütfen, ne kendi vaktinizi nede başkasının vaktini almayın.

Bana sorarsanız; seçtiğiniz kariyer ile kazanacağınız para sizi mutluluğa götüremez, siz bu işi yaparken mutlu olabilecekseniz ancak o zaman mutlusunuzdur.