Alman Devi Bosch’un kurucusu olan Robert Bosch’un ünlü sözünü bilirsiniz

“ I would rather lose money then trust”

“Güven kaybetmektense para kaybetmeyi yeğlerim” olarak Türkçeye tercüme ettiğimiz bu söz, aradan çok uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen, halen Bosch şirketini itibarından ödün veremeyeceğinin en açık göstergesi…

Kurumların ve Şirketlerin itibarı

Günümüz iş dünyasında artık birçok şey eskisinden hızlı ilerliyor, şu anda Fantastic FAANG olarak adlandırılan (Facebook, Amazon, Apple Netflix, and Google) dünyanın en büyük şirketleri arasında olan bu 5 büyük şirketin 2000 yılından önce olmadığını düşünürseniz, bundan sonraki hız ile neler olacağını tahmin etmek bile mümkün değil. Bu kadar hızlı çıkışların, inişleri de hızlı olabiliyor. Bu çıkış ve inişlerde itibar oldukça önemli yer tutuyor. Çünkü artık şirketlerin varlıkları parasal değerler, kurulu tesislerden oluşmuyor. Birçok şey teknolojinin yanı sıra pazar algısı ile de bağlantılı. Bu nedenle itibar ve itibar yönetimi oldukça önemli bir konu…

Şirketlerin itibar algısı bulunduğu coğrafyanın kültürü ile bağlantılı. Batı kültüründe itibar kaybettiren konular doğu kültüründe çok önemli olmayabiliyor. İkisi de teknoloji dünyasında olmasına rağmen Alibaba’nın itibar algısı ile eBay’in itibar algısı arasında fark var. Yine de günümüzde ülke sınırlarının silinmeye başladığı küresel pazarlarda bu pazarın bir parçası olarak bir takım asgari müşterekler mevcut.

İtibar kaybettiren durumlar, bazı durumlarda yönetim kurulunun bilgisi dışında gerçekleşebilir, ancak bu sefer de basiretsiz yönetim söz konusu olacağından, itibar kaybettiren durumu bilmemek de ayrı bir konu.

Örneğin geçtiğimiz Volkswagen grubun emisyon testlerini geçmek için 11 milyon araçta yaptığı manipülasyon, kendisine çok büyük itibar kaybettirdi. Sadece Amerika’da 20 milyar dolar ceza ve CEO’sunun istifasına neden oldu, en önemlisi ise itibar skoru 63.46’dan, 54.57’ya geriledi. Türkiye’de çok yansıması olmayan bu skandalın ardından başka otomotiv firmalarına da sıçrayan bu durum, Türkiye’de fazla yankılanma bulmasa da çevre bilinci yüksek olan potansiyel müşterileri açısından oldukça önemli bir kayıp oluşturdu.

Hollywood’da ünlü film yönetmeni Harvey Weinstein tarafından taciz edilen sinema dünyasının ünlü oyuncu ve çalışanlarından birer birer gelen açıklamalar. Hem sektörün, hem de yönetmenin itibarını alaşağı eden bir konu oldu.

https://www.theguardian.com/film/2017/oct/11/the-allegations-against-harvey-weinstein-what-we-know-so-far

Buna benzer itibar kaybettiren olaylar uzun süre akıllarda kalıyor tersine çevrilmiş olsa bile şirketle anılmaya devam edebiliyor. Bu nedenle itibar kaybettiren konular için önlem almak son derece önemli.

Neler itibar kaybettiriyor?

İtibar kaybettiren konular çeşitli mali skandallar olabiliyor ya da insan ilişkileri, çalışanlara yapılan davranışlar, müşterinin çıkarını gözetmeme, müşterinin zarar görmesine çok uzun bir süre göz yumma gibi su götürmez büyük hatalar. Son yıllarda fazlasıyla konuşulan, belli ki geçmişte var olup şimdi su yüzüne çıkan taciz konuları olabilir. Konunun doğru olmaması, bir karalama kampanyası olması ayrı bir konu ancak olayın gerçekten yaşanmış olması ve öncesindeki yalanlama çabaları da ayrıca değer kaybettiren bir durum.

NOBEL Ödülü bile itibar kaybedebiliyormuş demek…

Dünyanın en saygın kuruluşları arasında yer alan Nobel vakfının adı bu yıl skandallara karıştı. 115 yıl önce dinamitin mucidi Alfred Nobel tarafından kurulan vakıf çeşitli alanlarda dünyada örnek gösterilen kişileri seçiyor ve ödül veriyor. Kuruluşun amacı insanlığa en yüksek fayda sağlayan kişileri seçmek.

Sadece kuruluşun kendisi değil ödül alan kişiye ve bu ödülü alan kişinin yaşadığı memlekete çok büyük bir itibar kazandıran kuruluşun itibarını kaybetmesi söz konusu. Öncelikle bir süredir barışı sağlama konusunda soru işaretleri olan kişilere verilen Nobel Barış Ödülü sorgulanmaya başladı. Geçtiğimiz yıl ise edebiyat ödülünün Bob Dylan’ın şarkı sözlerine verilmesi oldukça şaşkınlık yarattı. Bu yıl için de ise Nobel ödülüne kimin layık olduğunu belirleyen komitede yaşanan seks skandalı kurumun tarafsızlığını sorgulattı. Bu yıl ilk kez edebiyat dalında ödül verilmeyeceği açıklandı. Bu karar 1 Milyon dolarlık ödülün finansmanı konusunda da sıkıntıların olduğu izlenimini verdi ve dünyanın en saygın kuruluşuna çok büyük bir itibar kaybettirdi.

https://www.theguardian.com/books/2018/may/04/nobel-prize-for-literature-2018-cancelled-after-sexual-assault-scandal

Şirketinizin günün birinde itibar kaybetmemesi için başından itibaren yapacağımız şeyler neler olabilir?

Ana değerlerin tespiti

Şirketin ana faaliyet alanını içeren konuda yapıldığı söylenen her şeyin kelimenin tam anlamıyla yapılması gerekir. Bu şirketin mevcudiyetini oluşturan değerlerin bilinmesi, özümsenmesi ve şirketin DNA’sına kaydedilmesi gerekir. Yönetim aşamasında algılanmış ve benimsenmiş olan şirketin bu temel değerlerinin tabana en az anlam kaybı ile aktarılması gerekir. Bunun için konunun şirketin ilk oryantasyon eğitiminden itibaren anlatılması ve en önemlisi bu değerler konusunda örnek olunması gerekir.

Örneğin Türkiye’nin ilk bordro outsourcing firması olarak, kendi organizasyonum için en önemli değer bordro uygulamalarına ilişkin yürürlükteki yasalara harfiyen uyum ve hizmetimizin bu çerçevede şekillenmesi en önemli değerlerden birisidir. Yine müşterilerimizin çıkarlarının çok yüksek seviyede gözetilmesi ikinci altın kuraldır. Bu kurallar uygulamalarımızda en büyük önem sırasını alır.

Şirket DNA’sına uymayan kişilerin tespiti

Yönetici olsun, çalışan olsun; kişilerin, şirketin değerleri konusunda belli eğitimi aldıktan sonra, en azından şirkete uyum ve kadroya geçiş süreci olan ilk altı ayda gevşek bir kontrolle takibi gerekir. Bu konuda benim uyguladığım yöntem şöyle; çalışan ya da yönetici ilk temel eğitimi aldıktan sonra uyum süreci sessizce takip edilebilir. Kişiye kendini iyi, ya da kötü yönde kendini kanıtlayacağı bir alan verilebilir. Bunu benim de kendisinden çok feyz aldığım yöneticim, finans kontrolü konusunda fazla ileri gittiğim ve harcırahlarında oynama yapan bir yönetici ile yüzleşmek istediğimde bana sakin olmamı önererek şunu söyledi:

“ herkese kendini asacak kadar ip vermek gerekir “

Belli bir serbestlik alanı olan kişiler bu alanda rahat hareket edebileceklerini düşündüklerinde davranışları normalde sürdürdükleri davranışları oluyor. Çünkü bir kişiye ne kadar disiplin verirseniz verin, kendi bünyesinde bunun karşılığı yoksa disiplin sahte olacaktır. Şirketin ana değerlerinin hiçbir şekilde çiğnenmeyeceği konusunda sıkı bir eğitim; sağlam karakteri olan çalışanı belli bir gevşeklik ölçüsünde tespit ettikten sonra verilmesi faydalı olacaktır.

Açıklık politikası

Şirketin içinde açıklık politikası belirlenerek bu politikanın kişiler işe girdikten itibaren değerler içinde işlenmesi ve vurgulanması gereklidir. Ancak zaman içinde işe giren kişi şirket içindeki havadan yavaş yavaş farkında olmadan zehirlenebilir ve belli grup ve kişilerin bu kuralın dışında olduğuna karar verebilir.

Şirket içinde iletişimin durduğu noktalar, bir kişinin ya da grubun eleştirilmeye başlanması (bunu tansiyondan çıkarmak mümkündür her zaman) bu kişi ya da grubun iletişim kanallarını açık ya da gizli bir biçimde durdurması bir tehlike işaretidir. Gizli kalan eksikler, düzeltilmesi geri dönülmesi daha kolay durumlar açığa çıkıp düzeltilmezse zaman içinde aynen akmayan bir su gibi zaman içinde çamurlu bir alana dönüşür sonra da kokuşmaya başlar.

İşte zaman içinde şirketin itibarını zedeleyen konuların bu tür ortamlardan kaynaklanması hep mümkündür. Yönetici ve şirket sahibi olarak iletişim kanallarının kapanması konusunu şirketin önemli bir meselesi haline getirin.

Bu yazı, Dünya Gazetesi’nde 3 Ağustos 2018 tarihinde yayımlanmıştır.

Ayşe Nazmiye UÇA
Datassist Bordro Servisi
CEO

0 CommentsYoruma kapalı

Yorum bırakın

Kariyerlerini belirleme anlamında gençler çok ayrı yollarda ilerliyor. Kimisi kariyerini küçük yaşlardan belirliyor, milyon kere karar verip bozsa da illa ki kariyerimi ben belirleyeceğim diyor. “Benim için en iyisini ben bilirim” misali.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın paylaştığı TED konuşması benim açımdan hayat kurtardı. Dan Gilbert‘in The Surprising Science of Happiness adlı konuşması, seçme özgürlüğünün çok yüksek olmasının mutsuzluk getirdiğini, (seçenekler arasında boğulan gençleri düşündükçe onlar adına üzüldüm doğrusu) seçme şansı olmadığında kişinin mutlu olmayı seçtiğini anlatıyordu. (Görücü usulü ile evlenen anne ve babalarımızın bizlerden çok daha mutlu olması da böyle bir şey olmalı!)

Bu denli özgüvenli olmaları bu kafalarına göre takılan gençlerin mutlu olmalarını engelliyor, peki başarılı kariyerleri oluyor mu acaba?

Bir de ne yapacağını bilemeyip sağa sola danışan var! Bu grubun durumu kritik ve burada bize iş düşüyor: Sordukları kişiler çoğunlukla kendi deneyimlerini övme, şu andaki şartları çok fazla düşünmeksizin ben yaptım oldu, en büyük benim, en akıllı benim kafalarında! Ya sen yaptın oldu da bu genç sen mi? Bu gencin yetenekleri, şu andaki ekonomik şartlar hemen hemen hepsi farklı.

Öneriler ağırlıklı olarak “Mühendis ol”, “Hukukçu ol” şeklinde devam etmekte. Kariyer konusunda birine danışmak ve bu kişinin “tecrübelerinden yararlanmak” iyi de; bu tecrübe o kişinin tecrübesi. Bu tecrübeyi günün şartlarına uygulamak, dış ortamın hiç değişmediğini varsayan laboratuvar deneyi gibi değil mi?

Bunun örneğini de bizzat yaşadım.

Çaresizce yardım aradığım zamanlarda ikisinin de yeteneğine hiçbir laf edemediğim, son derece iyi olan iki müzisyene kızım için aynı soruyu sormuştum. Müzik kariyerinde başarısız olandan, “Kesinlikle ana işi müzisyen olmasın bunu hobi olarak yapsın” cevabını aldım. Kendi alanında en yüksek noktaya çıkmış olan kişi ise “Kesinlikle müzikten başka işin olmamalı ki başarabilesin!” dedi.

Bu iki cevap da doğru ama bunun kızıma hiç faydası olmadı…

“Kariyerim için size danışmaya geldim” gibi bir geyik yaparsanız, karşılığında bir geyik alırsınız.

Danışacağınız kişinin durumunu oldukça kapsamlı değerlendirmek gerekiyor, düşündüğünüz gibi başarılı mı? Ne yapmış da başarılı olmuş eğer bunu anlama şansınız varsa sorun derim. Belki babasından iyi miras kaldı çocuğum ve hatta bu mirasla çok daha iyisini yapabilir de bu kadar yaptı. Önce bu kişinin başardığı konuyu saptayın, sonra onun şartlarını az çok değerlendirdikten sonra bir çerçeve çizdiniz. Tamam şimdi bu alanda soru sorduğunuzda aldığınız cevap anlamlı olacaktır!
Eğer örnek aldığınız kişi Harvard mezunu ise siz kıçınızı yırtsanız onun bulunduğu konuma gelemeyeceksiniz. Harvard’a girmek için ne tür yol izledin, günde kaç saat çalıştın, seçimlerini ne yaptın deme şansınız ve konumunuz varsa bunu sorun, alacağınız cevap kesinlikle işinize yarayacaktır.

Soracağınız kişiyi doğru seçin, arayın tarayın, hangi alanda neden başarılı olduğunu anlamaya çalışın, bunun hedefiniz olup olmadığını hissedin sonra daralttığınız alanda sorunuzu sorun lütfen, ne kendi vaktinizi nede başkasının vaktini almayın.

Bana sorarsanız; seçtiğiniz kariyer ile kazanacağınız para sizi mutluluğa götüremez, siz bu işi yaparken mutlu olabilecekseniz ancak o zaman mutlusunuzdur.