Milenyum çağına girerken teknoloji dünyasında büyük bir panik yaşanmıştı. 1999 yılından 2000 yılına geçerken mevcut yazılımların kodlarında varsayılmamış bu tarihin büyük bir felakete yol açacağı geyiği bir kaç yıl dolaştı. Sonunda kuş gribi tadında bir etki yaratarak ortadan kayboldu.

O dönemler hiçbirimiz asıl felaketin, milenyum çocuklarının büyüyüp iş hayatına atılacağı olduğunu düşünmemiştik. Bu oldukça geç olgunlaşan Pelinsular ve Efecanlar şu anda iş dünyasında birçok iyi yanları ve yetenekleri yanında, çeşitli zorlukları barındırıyorlar. Bunlardan bir tanesi de iş değiştirme hızları.

Bir işveren olarak şaşkınlıkla karşıladığım bu durum üzerine tabi ki kafa yordum. Sıkıcı bir insan olarak bir de çalışanların işlerini bırakma nedenlerini gruplandırdım.

Şöyle ki;

Şirketten Kaçma

Mevcut şirketin politikalarının bazen aşırı kurumsal olması, bürokrasinin ileri boyutta olması, bu kuşağın iş döngülerini gerçekleştirirken zorlanmalarına yol açıyor ve işi bırakma isteğini doğuruyor. Hızı seven, yaptıkları işten tatmin bekleyen bu çalışanlar, önlerine çıkan duvarları aşmaya çalışmaktan yoruluyor ve işleri sonlandırmayı tercih ediyorlar.
Bir kısmı ise belirlenmiş kuralları olmamasından yakınıyorlar. Her şey için bir prosedür belirlenmediği durumlarda neyin iyi neyin kötü olduğunu anlayamamak; hangi davranış ya da eylemin kabul edilir, hangisinin problem olduğunu bilmemek tereddütlere yol açıyor ve çalışanların enerjisini sömürüyor.

Yöneticiden Kaçma

İnsanlar şirketleri değil yöneticilerini terk ederler. Bu oldukça doğru bir söylem. Çalışanların enerjisini kısa devre yaparak yok eden en önemli etken çapsız yöneticilerdir. Çapsızlık kötü kişilik karakterinden daha zordur. Yönetici kötü de olsa çalışana çok şey öğretebilir, belki kötülük yapmamayı ya da tam tersi bu yolla yönetme biçimini öğretebilir. Yöneticinin adaletsiz davranış ve uygulamaları ayrı bir sorun. Aynı tür uygulamaları bazen ödüllendiren bazen de tepkiyle karşılayan yöneticiler olabilir. Çalışanın sırtına basarak günü kurtaran ya da yükselen yöneticiler, sadece katı disiplin yapıp çalışanını hiç beslemeyen yöneticiler, yapılan işte çıkan bir yanlışa kadar her şeyi kendilerine yontan yöneticiler, çalışanları ezip kendi yöneticisine kul köle olan yöneticiler, bulundukları pozisyonu tapulamış olan yöneticiler,hamam böceği gibi atom bombasından bile etkilenmeyen yöneticiler… İlerlemek mümkün olmayacak trafik akmıyor çünkü. İnsanların çeşidi kadar yönetici çeşidi var maalesef.

Kendinden Kaçma

Oldukça sık görülen başka bir işten çıkma nedeni daha var. Kişilerin kendilerine dair çözemedikleri sorunları şirkete addedip, sorunların iş yerinden kaynaklandığını düşünmek. Üzerine çok fazla iş yüklenip sonunda işlerin altından kalkamayacağını düşünmek ve en kolay çözümün işten ayrılmak olduğuna bir küçük boşluk ya da kriz anında karar vermek. İşyerinde yüzleşemedikleri sorunlar bir dağa dönüşünce en iyisinin kaçarak kurtulmak olduğunu düşünmek. İlişkileri çapraşık hale getirdikten sonra oradan kaçarak uzaklaşmak.
Bazen o iş yerinde size değer verilmediğine karar vermek ve bu onayı başka bir yerde aramak. Yeteneklerinizin fark edilmediğini düşünmek ve yeteneğinizi fark edecek yeni bir olasılık aramak.
Aklıma geliveren bu örneklerin yüzde seksenini çözecek şey açık iletişim, doğru tavır bazen de cesaretinizi toplayarak yanlış yaptığınız bir şeyi itiraf etmek ya da size yapılan yanlışı açık yüreklilikle anlatmak aslında.mirrorman

Her işyerinde size takan bir kişi mi çıkıyor? İşyerinde benzer döngülerle karşılaşıyorsanız dikkat edin kendinizden kaçıyor olabilirsiniz. Bu nedenle yöneticinizin önüne bu sihirli kağıdı bırakmayı hayal ederken, aynaya bakmayı ihmal etmeyin.

Yeni iş hayatınızda başarılar!

0 CommentsYoruma kapalı

Yorum bırakın

Kariyerlerini belirleme anlamında gençler çok ayrı yollarda ilerliyor. Kimisi kariyerini küçük yaşlardan belirliyor, milyon kere karar verip bozsa da illa ki kariyerimi ben belirleyeceğim diyor. “Benim için en iyisini ben bilirim” misali.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın paylaştığı TED konuşması benim açımdan hayat kurtardı. Dan Gilbert‘in The Surprising Science of Happiness adlı konuşması, seçme özgürlüğünün çok yüksek olmasının mutsuzluk getirdiğini, (seçenekler arasında boğulan gençleri düşündükçe onlar adına üzüldüm doğrusu) seçme şansı olmadığında kişinin mutlu olmayı seçtiğini anlatıyordu. (Görücü usulü ile evlenen anne ve babalarımızın bizlerden çok daha mutlu olması da böyle bir şey olmalı!)

Bu denli özgüvenli olmaları bu kafalarına göre takılan gençlerin mutlu olmalarını engelliyor, peki başarılı kariyerleri oluyor mu acaba?

Bir de ne yapacağını bilemeyip sağa sola danışan var! Bu grubun durumu kritik ve burada bize iş düşüyor: Sordukları kişiler çoğunlukla kendi deneyimlerini övme, şu andaki şartları çok fazla düşünmeksizin ben yaptım oldu, en büyük benim, en akıllı benim kafalarında! Ya sen yaptın oldu da bu genç sen mi? Bu gencin yetenekleri, şu andaki ekonomik şartlar hemen hemen hepsi farklı.

Öneriler ağırlıklı olarak “Mühendis ol”, “Hukukçu ol” şeklinde devam etmekte. Kariyer konusunda birine danışmak ve bu kişinin “tecrübelerinden yararlanmak” iyi de; bu tecrübe o kişinin tecrübesi. Bu tecrübeyi günün şartlarına uygulamak, dış ortamın hiç değişmediğini varsayan laboratuvar deneyi gibi değil mi?

Bunun örneğini de bizzat yaşadım.

Çaresizce yardım aradığım zamanlarda ikisinin de yeteneğine hiçbir laf edemediğim, son derece iyi olan iki müzisyene kızım için aynı soruyu sormuştum. Müzik kariyerinde başarısız olandan, “Kesinlikle ana işi müzisyen olmasın bunu hobi olarak yapsın” cevabını aldım. Kendi alanında en yüksek noktaya çıkmış olan kişi ise “Kesinlikle müzikten başka işin olmamalı ki başarabilesin!” dedi.

Bu iki cevap da doğru ama bunun kızıma hiç faydası olmadı…

“Kariyerim için size danışmaya geldim” gibi bir geyik yaparsanız, karşılığında bir geyik alırsınız.

Danışacağınız kişinin durumunu oldukça kapsamlı değerlendirmek gerekiyor, düşündüğünüz gibi başarılı mı? Ne yapmış da başarılı olmuş eğer bunu anlama şansınız varsa sorun derim. Belki babasından iyi miras kaldı çocuğum ve hatta bu mirasla çok daha iyisini yapabilir de bu kadar yaptı. Önce bu kişinin başardığı konuyu saptayın, sonra onun şartlarını az çok değerlendirdikten sonra bir çerçeve çizdiniz. Tamam şimdi bu alanda soru sorduğunuzda aldığınız cevap anlamlı olacaktır!
Eğer örnek aldığınız kişi Harvard mezunu ise siz kıçınızı yırtsanız onun bulunduğu konuma gelemeyeceksiniz. Harvard’a girmek için ne tür yol izledin, günde kaç saat çalıştın, seçimlerini ne yaptın deme şansınız ve konumunuz varsa bunu sorun, alacağınız cevap kesinlikle işinize yarayacaktır.

Soracağınız kişiyi doğru seçin, arayın tarayın, hangi alanda neden başarılı olduğunu anlamaya çalışın, bunun hedefiniz olup olmadığını hissedin sonra daralttığınız alanda sorunuzu sorun lütfen, ne kendi vaktinizi nede başkasının vaktini almayın.

Bana sorarsanız; seçtiğiniz kariyer ile kazanacağınız para sizi mutluluğa götüremez, siz bu işi yaparken mutlu olabilecekseniz ancak o zaman mutlusunuzdur.