Bu yazı, Dünya Gazetesi’nde 9 Haziran 2017 tarihinde yayımlanmıştır.

Televizyonunuzu açtığınızda ya da sosyal medyaya baktığınızda ilk gördüğünüz nedir?

Herhangi bir haber kaynağına baktığınızda ilk gördüğünüz “Isparta’da bu sene gül rekoltesi çok iyi” ya da “Havalar bugünlerde şerbet gibi” değil

Haberler genel olarak kötü niteliklidir. Bu konuda herhangi bir araştırma yapılmış mı diye baktığımda Amerika’da 1986 yılından beri yapılan bir araştırma ile karşılaştım. Bu yıldan itibaren yapılan 165 ayrı araştırmada kötü haberlerin hep birinci sırayı aldığı görülmüş. ( *) İlgi çeken haber sıralaması şöyle:

Savaş, terör
Kötü hava ve afetler
Ekonomi
Suç, sağlık, politika

ile devam ediyor.

Araştırma bizde olsaydı, sıralama biraz daha politika ağırlıklı olsa da kötü haberlerin birinci haber olma durumu ne yazık ki değişmezdi. Bir olayın haber olması için olumsuzluk, gündelik yaşamımızı ya da gelecekteki yaşam biçimimizi tehdit etmesi gerekiyor. Kötü haberlerin etki alanı daha büyükken, bir olayın haber niteliği taşıması için kötü olması önemli bir etken. Hal böyle iken iyi haber okuma ya da duyma şansınız oldukça düşük bir seviyeye iniyor.

Sosyal medyayı açtığımızda kalbimiz sıkışarak kötü haberleri bir bir okumaya başlıyoruz. Kötü haber okuma alışkanlığı da aynen zararlı madde bağımlığı gibi! Belli bir doza alıştıktan sonra daha yüksek bir doz istenmeye başlanıyor.

Haberlerin kötü olması için bir grubu desteklememiz gerekmiyor. Her politik grup kendi olumsuz haberlerini yaratmakta ustalaşıyor bir şekilde. İyi haber yerine kötü haberin ilgi çekmesi; insanların daha düşük bir asgari müşterekte ve ilgi noktalarının daha düşük bir seviyede birleşmesi, bu seviyenin de yaşamımızı tehdit eden ortak korku olması durumundan kaynaklı sanırım.

Bu durumun farkına varmak ve kendimizi bu durumdan mümkün olduğunca korumak zorundayız. Durumun farkına varmak için en kısa deney, sosyal medyada bir süre gezinmeden önceki ve sonraki ruh durumunuzu ölçmektir.

Sosyal medyada gezinmeden önce ruh durumunuz nasıldı?

Sosyal medyada gezindikten sonra ruh durumuz nasıl?

Büyük bir olasılıkla daha az mutlusunuz değil mi?

Şimdi bu olumsuz durumu daha da kötüleştiren başka bir durum var, geçtiğimiz günlerde uluslarası medyada oldukça fazla kötü haber olarak yer bulan bir durum.

Yalan Haberler

Özellikle Facebook’ta gözlenen yalan haber olayı, bu kuruluşu oldukça yıprattı ve çeşitli karşı önlemler almaya itti.

Tamamen uydurma ve yalan haber yapan siteler bile söz konusu. Bir haber ne kadar inanılmaz olursa inanılma oranı ve tabii ki tıklama oranı bir o kadar yükseliyor. Facebook’un özellikle sponsorlu paylaşımlarında inanılmaz derecede negatif içeren haberler var. Ve ne yazık ki sosyal medyada bir kez paylaşılan bir haber doğru olarak nitelendiriliyor. Stanfort Garduate School of Education öğrencileri arasınfa bir yıl süren bir araştırma yapıyor, 12 eyaletten 7800 öğrenci internetten bulunan makale ve tweet’leri değerlendirmeleri isteniyor. İnternet ile doğmuş olan öğrenciler yalan ve gerçek haberleri ayırma yetisinden yoksunlar. İnternette gördükleri her haberin gerçek olduğunu düşünüyorlar. Uydurma Fox TV haberlerini, gerçek Fox TV haberlerinden ayıramıyorlar. Hatta % 80’i çakma TV sitesini daha inandırıcı buluyor. ( ** )

Global dünyada tamamen uydurma hikayeleştirilmiş haberler varken, bizde hazırda olmuş kötü olaylar ısıtılarak yüzlerce kez paylaşılıyor. Ülkemizde en yaygın olanı tecavüz haberlerinin ısıtılarak belki yüzlerce kez yeni bir haber gibi tekrarlanması söz konusu. Mağdura üzülürken, bir süre sonra mağdur olan biz bu haberleri okuyanlar olduğumuzu farketmeden yavaş yavaş ruhsal olarak aşağıya çekiliyoruz.

Bu bir o kadar inanılmaz haberleri üreten mekanızma çok basit.

Haber ne kadar çarpıcı, o kadar etkili

Haber ne kadar kötü, o kadar etkili

Haber ne kadar skandal ve inanılmaz, o kadar etkili

Ardından bir çoğumuzun düşünmeksizin tıkladığı bir alan, karşımıza çıkan reklamlar ve hiç istemediğimiz halde bize pazarlanan ürün ya da hizmetler.

Yavaş yavaş zihnimizi olumsuz haberler yumağına dönüştüren, bir sürede kişiliğimizi ya vurdumduymazlığa yada korkuya dönüştürecek olan bu döngüden nasıl kurtulabiliriz?

Sosyal medya ve istemediğimiz haber kaynaklarına bir sınır koymak.

Günde seçilmiş belli bir zamanı, bu işe bilinçli bir şekilde ayırmak. Bu ise maalesef her zaman mümkün olamayabiliyor.

Diyelim ki sosyal medyaya girmemeye karar verdiniz. Bir uyarı sesi ya da ışığı gördüğünüzde konunun önemli olduğunu düşünerek farkına varmaksızın elinizi telefonunuza götürüyorsunuz. Bu nedenle telefonunuzu uyarılara kapatmak, sadece çok önemli kişiler için farklı bir haberleşme yöntemi bulmak.

Sosyal medyayı tamamen kapatmak

Bu birçoğumuz için çok mümkün değil. Çünkü artık sosyal medya tek bir amaca hizmet etmiyor. Pek çok farklı bileşenin bir araya gelip; tek bir kişiye farklı kanallardan hizmet sunduğu bir derleme konumunu aldı. Bir düşünün: En yakın birkaç arkadaşınız ve aile üyeleriniz hariç, kaç kişinin doğumgününü ezbere biliyorsunuz? Ne de olsa, Facebook sizin yerinize bunu hatırlıyor değil mi?

Sadece kişisel örneklemeler de değil; toplumsal takip mekanizmamızı geliştiren ve neredeyse tam odağına konuşlanan Twitter gibi platformlar artık haber sitelerinin yerini almış durumda.

Üstelik pek çoğumuzun işleri, artık neredeyse tamamen online mecralarda yürütülen süreçlerle ilerliyor!

Sosyal medya veya farklı haber kaynaklarına kendi filtrenizi koymak

Yöntem şöyle;

1. Bu haberi kim üretmiş? Haberin kaynağı açıkca görülüyor mu?

2. Bu haberi üreten kaynağın amacı nedir? Reklam ve gelir amaçlı, satmaya çalışılan şey nedir?

3. Haberin bu şekilde olmasından çıkar sağlayan kimdir? Kimin çıkarını gözetiyor?

İnternette, TV’de ve yazılı basında gördüğünüz haberlere inanmadan, şaşırmadan ve üzülmeden önce bu gözle bir filtre koymaya başladığınızda artık haberler sizin için faklı anlamlar kazanabilir.

Facebook kendi geleceğini ve inanırlığını korumak adına, yalan haberlerle mücadele yöntemleri geliştirmeye başladı. Google ise farklı algoritma yöntemleri yaratabilir. Ama yine de skandal ve negatif dolu bir haberi, “paylaş”a basmadan önce daha titiz bir araştırma yapabiliriz. ‘Hiç iyi bir haber yok mu?’ diye düşünüp, kendi sorumluğumuzun farkına vararak, güzel olan, umut verici, motive edici olan haberleri paylaşmamız gerekiyor.

Hayat bu kadar kötü olamaz, Isparta’da gül mevsimi başladı ve muhtelemelen güller çok güzel kokuyor ama bunu bize kimse söylemiyor.

( * )
www.psychologytoday.com/experts/ray-williams

( ** )

https://ed.stanford.edu/news/stanford-researchers-find-students-have-trouble-judging-credibility-information-online
0 CommentsYoruma kapalı

Yorum bırakın

Kariyerlerini belirleme anlamında gençler çok ayrı yollarda ilerliyor. Kimisi kariyerini küçük yaşlardan belirliyor, milyon kere karar verip bozsa da illa ki kariyerimi ben belirleyeceğim diyor. “Benim için en iyisini ben bilirim” misali.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın paylaştığı TED konuşması benim açımdan hayat kurtardı. Dan Gilbert‘in The Surprising Science of Happiness adlı konuşması, seçme özgürlüğünün çok yüksek olmasının mutsuzluk getirdiğini, (seçenekler arasında boğulan gençleri düşündükçe onlar adına üzüldüm doğrusu) seçme şansı olmadığında kişinin mutlu olmayı seçtiğini anlatıyordu. (Görücü usulü ile evlenen anne ve babalarımızın bizlerden çok daha mutlu olması da böyle bir şey olmalı!)

Bu denli özgüvenli olmaları bu kafalarına göre takılan gençlerin mutlu olmalarını engelliyor, peki başarılı kariyerleri oluyor mu acaba?

Bir de ne yapacağını bilemeyip sağa sola danışan var! Bu grubun durumu kritik ve burada bize iş düşüyor: Sordukları kişiler çoğunlukla kendi deneyimlerini övme, şu andaki şartları çok fazla düşünmeksizin ben yaptım oldu, en büyük benim, en akıllı benim kafalarında! Ya sen yaptın oldu da bu genç sen mi? Bu gencin yetenekleri, şu andaki ekonomik şartlar hemen hemen hepsi farklı.

Öneriler ağırlıklı olarak “Mühendis ol”, “Hukukçu ol” şeklinde devam etmekte. Kariyer konusunda birine danışmak ve bu kişinin “tecrübelerinden yararlanmak” iyi de; bu tecrübe o kişinin tecrübesi. Bu tecrübeyi günün şartlarına uygulamak, dış ortamın hiç değişmediğini varsayan laboratuvar deneyi gibi değil mi?

Bunun örneğini de bizzat yaşadım.

Çaresizce yardım aradığım zamanlarda ikisinin de yeteneğine hiçbir laf edemediğim, son derece iyi olan iki müzisyene kızım için aynı soruyu sormuştum. Müzik kariyerinde başarısız olandan, “Kesinlikle ana işi müzisyen olmasın bunu hobi olarak yapsın” cevabını aldım. Kendi alanında en yüksek noktaya çıkmış olan kişi ise “Kesinlikle müzikten başka işin olmamalı ki başarabilesin!” dedi.

Bu iki cevap da doğru ama bunun kızıma hiç faydası olmadı…

“Kariyerim için size danışmaya geldim” gibi bir geyik yaparsanız, karşılığında bir geyik alırsınız.

Danışacağınız kişinin durumunu oldukça kapsamlı değerlendirmek gerekiyor, düşündüğünüz gibi başarılı mı? Ne yapmış da başarılı olmuş eğer bunu anlama şansınız varsa sorun derim. Belki babasından iyi miras kaldı çocuğum ve hatta bu mirasla çok daha iyisini yapabilir de bu kadar yaptı. Önce bu kişinin başardığı konuyu saptayın, sonra onun şartlarını az çok değerlendirdikten sonra bir çerçeve çizdiniz. Tamam şimdi bu alanda soru sorduğunuzda aldığınız cevap anlamlı olacaktır!
Eğer örnek aldığınız kişi Harvard mezunu ise siz kıçınızı yırtsanız onun bulunduğu konuma gelemeyeceksiniz. Harvard’a girmek için ne tür yol izledin, günde kaç saat çalıştın, seçimlerini ne yaptın deme şansınız ve konumunuz varsa bunu sorun, alacağınız cevap kesinlikle işinize yarayacaktır.

Soracağınız kişiyi doğru seçin, arayın tarayın, hangi alanda neden başarılı olduğunu anlamaya çalışın, bunun hedefiniz olup olmadığını hissedin sonra daralttığınız alanda sorunuzu sorun lütfen, ne kendi vaktinizi nede başkasının vaktini almayın.

Bana sorarsanız; seçtiğiniz kariyer ile kazanacağınız para sizi mutluluğa götüremez, siz bu işi yaparken mutlu olabilecekseniz ancak o zaman mutlusunuzdur.