Yarın dünyanın yıkılacağını bilsem, ben yine de bir elma ağcı dikerdim. –Martin Luther King

Martin Luther King’in bu sözü söylerken amacının ne olduğu ya da kime gönderme yaptığı bilinmiyor. Dahası sözün kendisi tarafından söylenip söylenmediği bile meçhul. Yine de bu anlamlı söz sonunda bir toplumun değişimini başlatma gücünü gösteren Martin Luther King’e atfedilmiş.

Bu söz üzerine çeşitli teolojik ve felsefi açıklamalar mevcut. Kişisel gelişim ve yönetimsel açıdan ele aldığımızda bile oldukça anlamlı noktalara erişebilir insan.

Günümüzde kitle iletişim araçlarının yaygın kullanımı sonucu maruz kaldığımız bilginin sayısı her geçen gün katlanarak artıyor. Bu bilgi/veri karmaşası içinde neyin doğru olup olmadığını, yönümüzü belirleyenin ne olacağını düşünürken kaybolup gitmek mümkün.

Genç bir insan olarak kendi geçimini sağlayacak ve kendi hayat amacını

Delicious red apple icon in tree pencil idea. Vector illustration layered for easy manipulation and custom coloring.

belirleyerek yönünü çizmek isteyecek bir kişinin karşısında inanılmaz sayıda veri var. O denli çok olanak ve gidilecek yol içinde hangisinin doğru olduğunu, bu seçtiği yolun geleceğini nasıl etkileyeceğini, doğru yapıp yapmadığını düşünmesi ve bu konularda endişelenmesi çok normal ve sık karşılaştığımız bir durum. Gelecek kaygısı konusunda çok fazla oyalandığımızda ve dikkatimizi bu konuya verdiğimizde sadece bu anda, tam olarak şimdi, yapacaklarımızı atlamamız ve mutsuz olmamız söz konusu.

Bir girişimci olarak yatırım yapmak, yeni bir iş alanına atılmak için hareket etmeye her başladığımız zaman, içinde bulunduğumuz ekonomik ve siyası koşullar bize beklediğimiz, özlediğimiz ya da ideal olabilecek ortamı sağlamayabilir. En azından benim yaşadığım çalışma ortamlarında birçok kez ülkenin çeşitli bunalımlar içinde olduğu durumlarda, çeşitli ekonomik krizler içinde yaşadım. Yeni bir yatırım ortamının hiç mümkün olmadığı bir çok dönem geçti. Bunlardan ikisi benim yaşamımda etkileri olan dönemlerdi. 1999 yılında Bilişim Teknolojileri odaklı işimi kurduğumun ertesi yılı, fazlasıyla şişirilmiş teknoloji hisseleri balonu patladı ve piyasalar bilişim yatırımlarından kaçmaya başladı. O dönemin bir yıl öncesi benim bir mavi kürem olabilse ve geleceği görebilse idim belki bu yatırımdan vazgeçerdim. Benim ise bir yıl önce diktiğim elma ağaçlarını sulamak, etrafını temizlemek ve bakımını yapmaktan başka seçeneğim yoktu. Başka bir seçenek vardıysa bile, en azından ben yılmadan bu yolda devam ettim diyebilirim. Aradan geçen yıllardan sonra teknoloji yatırımlarının üstünlüğü tartışılamaz konumda tabi ki.

Bir 2008 krizi konusu var ki bu dönemde yatırımlarını durduran, şirketlerini küçülten birçok kuruluş şu anda iş piyasasında değiller.

İş sahipleri için her günün can yakan, kişiyi bunaltan ve korkutan bir gündemi mevcut olabilir ve olmaya devam edecektir. Bu sıcak gündeme rağmen, gündemin dalgalanmaları ile hareket etmeden sağlam durmamız ve gündem ne kadar yakıcı olursa olsun yeni elma ağaçlarımızı yeşertmemiz gerek.

Bu nedenle acil olan, yakıcılığı olan işlerin yanında organizasyonun belirlenmiş, sürdürülebilirliğini artıracak olan uzun vadeli hedeflerinin hiç bir zaman göz ardı edilmemesi, bu hedeflerin günlük gündeme boğdurulmaması gerekmekte.

Kişisel anlamda gündelik ya da gündeme yönelik işlere odaklanmak oldukça kolaydır ve hatta bir kaçış noktasıdır. Bir sınava hazırlanmak üzere yaptığımız ajandaya göre her gün bir saat yapmamız gereken çalışmayı yapmak yerine oyalanırız. Çantamızın kirli, çekmecelerimizin karışık olduğunu fark ettiğimiz zamanlardır onlar. Annemizin daha önce yapmak istemediğimiz angarya işleri bile bize sınav için yapmamız gereken çalışmadan daha keyifli gelebilir. Oysa yapmamız gereken elma ağacımızın tohumlarını dikmektir.

Kim bilir, “bir hayalimizin olduğu” yerde bir küçük tohumun potansiyeli gözle gördüğümüz bir ağaçtan üstün kapasiteye sahip olabilir.


Martin Luther King kimdir?

1929 -1965 yılları arasında yaşamış. 39 yıl gibi kısa bir hayatın içinde, siyahların eşit haklara kavuşması için sivil itaatsizlik hareketlerini başlatan 1960’lı yılların gündemine damgasını vuran bir öncü. Onun başlattığı barış yanlısı kamuoyu hareketi sayesinde, 1964 yılında Yurttaş hakları yasası yürürlüğe girmiş ve ırk ayrımcılığı ortadan en azından yasal olarak ortadan kalkmıştır. Yine aynı yıl Nobel Barış ödülü almıştır. Vietnam savaşına karşı çıkan, Mahatma Gandhi’nin barışçıl eylem yöntemlerinden etkilenmiş olan bu barış elçisi 1968 yılında bir suikast sonucu öldürüldü.

0 CommentsYoruma kapalı

Yorum bırakın

Kariyerlerini belirleme anlamında gençler çok ayrı yollarda ilerliyor. Kimisi kariyerini küçük yaşlardan belirliyor, milyon kere karar verip bozsa da illa ki kariyerimi ben belirleyeceğim diyor. “Benim için en iyisini ben bilirim” misali.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın paylaştığı TED konuşması benim açımdan hayat kurtardı. Dan Gilbert‘in The Surprising Science of Happiness adlı konuşması, seçme özgürlüğünün çok yüksek olmasının mutsuzluk getirdiğini, (seçenekler arasında boğulan gençleri düşündükçe onlar adına üzüldüm doğrusu) seçme şansı olmadığında kişinin mutlu olmayı seçtiğini anlatıyordu. (Görücü usulü ile evlenen anne ve babalarımızın bizlerden çok daha mutlu olması da böyle bir şey olmalı!)

Bu denli özgüvenli olmaları bu kafalarına göre takılan gençlerin mutlu olmalarını engelliyor, peki başarılı kariyerleri oluyor mu acaba?

Bir de ne yapacağını bilemeyip sağa sola danışan var! Bu grubun durumu kritik ve burada bize iş düşüyor: Sordukları kişiler çoğunlukla kendi deneyimlerini övme, şu andaki şartları çok fazla düşünmeksizin ben yaptım oldu, en büyük benim, en akıllı benim kafalarında! Ya sen yaptın oldu da bu genç sen mi? Bu gencin yetenekleri, şu andaki ekonomik şartlar hemen hemen hepsi farklı.

Öneriler ağırlıklı olarak “Mühendis ol”, “Hukukçu ol” şeklinde devam etmekte. Kariyer konusunda birine danışmak ve bu kişinin “tecrübelerinden yararlanmak” iyi de; bu tecrübe o kişinin tecrübesi. Bu tecrübeyi günün şartlarına uygulamak, dış ortamın hiç değişmediğini varsayan laboratuvar deneyi gibi değil mi?

Bunun örneğini de bizzat yaşadım.

Çaresizce yardım aradığım zamanlarda ikisinin de yeteneğine hiçbir laf edemediğim, son derece iyi olan iki müzisyene kızım için aynı soruyu sormuştum. Müzik kariyerinde başarısız olandan, “Kesinlikle ana işi müzisyen olmasın bunu hobi olarak yapsın” cevabını aldım. Kendi alanında en yüksek noktaya çıkmış olan kişi ise “Kesinlikle müzikten başka işin olmamalı ki başarabilesin!” dedi.

Bu iki cevap da doğru ama bunun kızıma hiç faydası olmadı…

“Kariyerim için size danışmaya geldim” gibi bir geyik yaparsanız, karşılığında bir geyik alırsınız.

Danışacağınız kişinin durumunu oldukça kapsamlı değerlendirmek gerekiyor, düşündüğünüz gibi başarılı mı? Ne yapmış da başarılı olmuş eğer bunu anlama şansınız varsa sorun derim. Belki babasından iyi miras kaldı çocuğum ve hatta bu mirasla çok daha iyisini yapabilir de bu kadar yaptı. Önce bu kişinin başardığı konuyu saptayın, sonra onun şartlarını az çok değerlendirdikten sonra bir çerçeve çizdiniz. Tamam şimdi bu alanda soru sorduğunuzda aldığınız cevap anlamlı olacaktır!
Eğer örnek aldığınız kişi Harvard mezunu ise siz kıçınızı yırtsanız onun bulunduğu konuma gelemeyeceksiniz. Harvard’a girmek için ne tür yol izledin, günde kaç saat çalıştın, seçimlerini ne yaptın deme şansınız ve konumunuz varsa bunu sorun, alacağınız cevap kesinlikle işinize yarayacaktır.

Soracağınız kişiyi doğru seçin, arayın tarayın, hangi alanda neden başarılı olduğunu anlamaya çalışın, bunun hedefiniz olup olmadığını hissedin sonra daralttığınız alanda sorunuzu sorun lütfen, ne kendi vaktinizi nede başkasının vaktini almayın.

Bana sorarsanız; seçtiğiniz kariyer ile kazanacağınız para sizi mutluluğa götüremez, siz bu işi yaparken mutlu olabilecekseniz ancak o zaman mutlusunuzdur.