Bir konu sizin için son derece açık ise, başkaları için de açık olduğunu düşünürsünüz.

Ya da çok iyi bildiğiniz bir konu size son derece basit gelir, herkes için de basit olduğunu düşünürsünüz.

Oysa öyle değildir.

İletişim kurmaya karar verdiğimizde bunun için çaba göstermek ve anlaşılır olmak zorundayız.  İnsanoğlu iletişim ile yaşayan bir varlıktır; hiç birimizin “Ben anlaşılmak istemiyorum” deme lüksü yoktur. Bu hem çalışma yaşantımız hem de kişisel yaşantımız için son derece önemli bir durumdur.

Bir kişi ya da grupla yazılı, sözlü ya da farklı bir formla iletişim kurmaya çalıştığınız zaman kişi ya da grubun ortalama algı seviyesini göz önünde bulundurmamız gerekir. Bunu anlamak için küçük birkaç deneme yapabilirsiniz:

– Söyledikleriniz nasıl tepki aldı?
– Sorular nasıl cevaplandı?

ve bunlar gibi pek çok ölçüm metoduyla, iletişim yönünüzü test edebilirsiniz.

Sizin için gün gibi açık olan bir konu bir başkası için bilinmez olabilir. Hatta bazen aynı meslek grubunda olanlar için bile bu böyledir. Aslında bu konu benim fazlası ile hataya düştüğüm bir konu. Zira çoğunlukla iş, sosyal güvenlik ve bordro uygulamaları konularında sunuma yazdığım bir bölümün sunumda zaten olduğunu düşünerek tane tane anlatmadan “İşte bu konu burada yazıldığı gibi… Siz okuyabilirsiniz, ben size daha ince bir detayı anlatayım.” gibi bir yaklaşımda bulunurdum. Haliyle, izleyen kişileri “Ne anlatıyor bu hanım?” konumuna getirerek nihayetinde anlaşılmaz olduğum çok olmuştur. Oysa sunumda yazıldığı hâlde oradaki yasal maddelerin tek tek sayılması ve örnek verilmesinin izleyiciyi çok rahatlattığını sunum yapan başka kişilerde şaşırarak gözlemledim ve bundan ders çıkardım.

Birçok teknik konuda kullanıcılar, ki ben de bu gruba dahilim, kolay anladıkları ürün ve uygulamaları severler. Teknolojik konulardan korkmak ve daha en başından anlamayacağını düşünmek de cabası! Bu anlamda kullanıcı ile iletişim kurmaya çalışan bir teknolojik ürünün başarısı, iletişiminin mümkün olduğu kadar basit olmasıyla doğru orantılıdır. Çünkü kimse kendisini aptal hissetmek istemez. Bu, kişisel iletişimde de böyle olmalıdır. Kişilere kendini kötü hissettiren bir anlaşılmazlık yanlıştır.

İletişimi kolaya indirgemek ise, çok kolay! İki basit formülle bu durumu açıklamak istiyorum:

– Kavramsal konular yerine karşınızdaki kişilerin kafasında bir şema oluşturacak söz ve yazı seçmek gerekir. Kavramsal konuları anlaşılır hale sokan şey, bu konuları başkaları tarafından deneyimlenebilir hale getirmektir. Şekilsel anlatım yapmak, nesneleri canlandırma için kullanmak bu kapsamda düşünülebilir.

– Hikâye ile anlatmak ise iletişimi kolaylaştıran, kişilerin kafasında canlandırma ve renkli bir dünya yaratabilen en verimli anlatım şekli. Hatta iletişimin üzerinden bir zaman geçtikten sonra çoğunlukla hikâyesel anlatımlar akılda kalan ve konunun özünü hatırlamamızı sağlayan şeylerdir.

Bir de çok basit konuları karmaşık hâle getirmeye çalışan insanlar vardır. Ne kadar akıllı olduklarını vurgulamak için konuşmalarına, mesleklerine ilişkin birkaç jargon kelimeyi karıştıranlar; konuyu tarihsel gelişiminden başlayarak ele alıyormuş gibi görünseler de aslında hiçbir şey anlatmayanlar veya kafa karıştırmak üzere gereksiz detaylara boğanlar…

Onlar ya size pahalı bir şey satmak ya da kendilerini olduklarından akıllı göstermek istiyor olabilirler.

Zeki insanlar neden iletişim kuramıyor?

İletişimde basitliği en hızlı atlayan ve çoğunlukla güçlük yaşayan kişiler zeki insanlardır.

Birkaç nedenden ötürü, iletişimleri zayıftır.

  • Onlar bir konuda iletişim kurmaya çalıştıklarında çoğunlukla kavramsal iletişim kurarlar. Oysa kavramsal iletişim bir çok kişiye hitap etmeyecektir.
  • Anlatmaya çalıştıkları konuların herkes tarafından zaten bilindiğini varsayabilirler. Bu nedenle örneğin başlangıç gelişme sonuç üçlüsünden ilk ikisini atlayıp doğrudan sonuca geçebilir ve başkaları tarafından anlaşılmaz hâle gelirler.
  • Fuzzy Thinking* düşünce sistemi olan kişiler vardır. Birçok kavram birbiri üzerine geçmiştir ve bir düzlem üzerinde düşünemezler. Bu durumda konudan konuya atlayabilir karşılarındaki kişileri darmadağan edebilirler.
  • Başkaları ile iletişim çabası boş ve anlamsız gelebilir, yalnızlığı tercih edebilirler.

Sığ derelerin daha kuvvetli çağlaması misali, bilgisi az olan insanların büyük bir özgüven ve cüretle iletişim kurduğu çağımızda; aktaracak belki de binlerce bilgisi olan insanların iletişimde daha tutuk olmaları tam bir ters orantı örneği. Oysa asıl onların iletişimine ihtiyacımız var.

* Fuzzy Thinking, Bart Losko (1994 – Flamingo Yay.)

Bu yazı, Dünya Gazetesi’nde 2 Mart 2018 tarihinde yayımlanmıştır.

0 CommentsYoruma kapalı

Yorum bırakın

Kariyerlerini belirleme anlamında gençler çok ayrı yollarda ilerliyor. Kimisi kariyerini küçük yaşlardan belirliyor, milyon kere karar verip bozsa da illa ki kariyerimi ben belirleyeceğim diyor. “Benim için en iyisini ben bilirim” misali.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın paylaştığı TED konuşması benim açımdan hayat kurtardı. Dan Gilbert‘in The Surprising Science of Happiness adlı konuşması, seçme özgürlüğünün çok yüksek olmasının mutsuzluk getirdiğini, (seçenekler arasında boğulan gençleri düşündükçe onlar adına üzüldüm doğrusu) seçme şansı olmadığında kişinin mutlu olmayı seçtiğini anlatıyordu. (Görücü usulü ile evlenen anne ve babalarımızın bizlerden çok daha mutlu olması da böyle bir şey olmalı!)

Bu denli özgüvenli olmaları bu kafalarına göre takılan gençlerin mutlu olmalarını engelliyor, peki başarılı kariyerleri oluyor mu acaba?

Bir de ne yapacağını bilemeyip sağa sola danışan var! Bu grubun durumu kritik ve burada bize iş düşüyor: Sordukları kişiler çoğunlukla kendi deneyimlerini övme, şu andaki şartları çok fazla düşünmeksizin ben yaptım oldu, en büyük benim, en akıllı benim kafalarında! Ya sen yaptın oldu da bu genç sen mi? Bu gencin yetenekleri, şu andaki ekonomik şartlar hemen hemen hepsi farklı.

Öneriler ağırlıklı olarak “Mühendis ol”, “Hukukçu ol” şeklinde devam etmekte. Kariyer konusunda birine danışmak ve bu kişinin “tecrübelerinden yararlanmak” iyi de; bu tecrübe o kişinin tecrübesi. Bu tecrübeyi günün şartlarına uygulamak, dış ortamın hiç değişmediğini varsayan laboratuvar deneyi gibi değil mi?

Bunun örneğini de bizzat yaşadım.

Çaresizce yardım aradığım zamanlarda ikisinin de yeteneğine hiçbir laf edemediğim, son derece iyi olan iki müzisyene kızım için aynı soruyu sormuştum. Müzik kariyerinde başarısız olandan, “Kesinlikle ana işi müzisyen olmasın bunu hobi olarak yapsın” cevabını aldım. Kendi alanında en yüksek noktaya çıkmış olan kişi ise “Kesinlikle müzikten başka işin olmamalı ki başarabilesin!” dedi.

Bu iki cevap da doğru ama bunun kızıma hiç faydası olmadı…

“Kariyerim için size danışmaya geldim” gibi bir geyik yaparsanız, karşılığında bir geyik alırsınız.

Danışacağınız kişinin durumunu oldukça kapsamlı değerlendirmek gerekiyor, düşündüğünüz gibi başarılı mı? Ne yapmış da başarılı olmuş eğer bunu anlama şansınız varsa sorun derim. Belki babasından iyi miras kaldı çocuğum ve hatta bu mirasla çok daha iyisini yapabilir de bu kadar yaptı. Önce bu kişinin başardığı konuyu saptayın, sonra onun şartlarını az çok değerlendirdikten sonra bir çerçeve çizdiniz. Tamam şimdi bu alanda soru sorduğunuzda aldığınız cevap anlamlı olacaktır!
Eğer örnek aldığınız kişi Harvard mezunu ise siz kıçınızı yırtsanız onun bulunduğu konuma gelemeyeceksiniz. Harvard’a girmek için ne tür yol izledin, günde kaç saat çalıştın, seçimlerini ne yaptın deme şansınız ve konumunuz varsa bunu sorun, alacağınız cevap kesinlikle işinize yarayacaktır.

Soracağınız kişiyi doğru seçin, arayın tarayın, hangi alanda neden başarılı olduğunu anlamaya çalışın, bunun hedefiniz olup olmadığını hissedin sonra daralttığınız alanda sorunuzu sorun lütfen, ne kendi vaktinizi nede başkasının vaktini almayın.

Bana sorarsanız; seçtiğiniz kariyer ile kazanacağınız para sizi mutluluğa götüremez, siz bu işi yaparken mutlu olabilecekseniz ancak o zaman mutlusunuzdur.