Okuldan mezun olduktan sonraki özellikle beş yıl, çok garip zamanlardır. Genç çalışanlar için kendilerinden daha önemli olan şey, arkadaşlarının ne yaptığıdır. Sadece arkadaşları daha farklı pozisyonlarda ya da branşlarda olduğu için motive olan, sırf bu nedenle çok mutlu oldukları işlerini bırakan birçok genç çalışan gördüm.

Kişinin kendisini ölçmek için bir karşılaştırma yapması gereklidir. Zira ölçümün kuralı da budur: Bir durumu, baskın bir durumla karşılaştırarak ölçümleyebilirsiniz. Bu nedenle belki arkadaşlar ile karşılaştırma yapmak doğal bir dürtü olabilir.

Yalnızca iş değil üstelik. 25 – 35 yaş arasında hayat yolunun çizildiği ve belki de insan yaşamında hem iş ve kariyer hem de özel yaşam açısından en yoğun olduğu dönemdir. Bir yandan evlenen ve çocuk sahibi olan arkadaşlar, diğer yandan belli bir yaşa gelmeden kariyer konusunda kalıcı adımlar atmanın telaşı… Tüm bunlar sizi başkalarının başarısı konusunda çok hassas yapacaktır.

Arkadaşların birer birer evlenmesi, ardından sosyal medyada çocuk fotoğrafları…

“Tanrım, zaman geçiyor!”

Böyle düşünmeye başladıysanız veya başlama yolunda ilerliyorsanız yapacağınız ilk iş başkaları ile karşılaştırma yapmayı bırakmanızdır.

  • Yarışacağınız kişi, kendiniz olmalısınız. Eğer illa bir ölçüm gerekiyorsa, bir önceki yılki siz ile bir sonraki yılki hâlinizi karşılaştırın. Nereden nereye geldiniz?
  • Kısa zamanda edinilen başarılar bazen geri tepebilir. Sadece başkalarına bakarak size uygun olmayan (ya da kendinizden uzak) davranışlara girmeyin. Sizin belki kendinize has bir hızınız var ve bu hızda ilerlemek sizin için çok daha uygundur.
  • Başkalarının başarıları sizde kıskançlık yerine ilham hisleri uyandırabilir. Daha önce vizyonunuzda olmayan, yapılabileceğini düşünmediğiniz bir konunun yapılabileceğini idrak etmek ve bunu bir örnek vaka olarak kullanmak en makul davranıştır.
  • Dışarıdan çok iyi görünen birçok olayın içine girdiğinizde aslında o kadar yıldızlı olmadığını anlarsınız. Buna yıldızların hayatları da dahildir. Bu nedenle kendinize olan güveninizi yitirmeden önce makul düşünmeyi seçin.

Başkalarının başarıya ulaşması, sizi başarısız kılmıyor. İlk farkına varmanız gereken detayın bu olduğunu unutmayın.

Tepkileriniz sizi ele verir!

Etrafınızdaki insanların başarılarına karşı geliştirdiğiniz tepkiler, sizin kişiliğinizi de ele verecektir. Bir düşünün; sevdiğiniz bir arkadaşınız sizi heyecanlı bir şekilde telefonla arayarak uzun zamandır beklediği terfiyi aldığını söylediğinde sizin aklınızdan ne geçebilir? Veya ne geçmişti?

healthy eyes clean looking vector illustration
  • Onun adına çok sevinip, telefon kapandıktan sonra da sevinme hissinizi muhafaza edebildiniz mi?
  • Onun adına çok sevindiğiniz hâlde telefon kapandıktan sonra kendinizin de bu başarıyı hak etmesine rağmen erişemediğinizi düşünüp içten içe öfkeye mi kapıldınız?
  • Terfiyi sizin de hak ettiğinizi düşünerek, onu yarım ağızla tebrik ettikten sonra muazzam bir öfke hissiyle telefonu mu kapattınız?
  • Ya da… Hiçbir şey hissetmediniz mi?

Sırf okuduğunuz zaman bile bu tepkilerin hangisinin ne anlama geldiğini zaten fark ediyorsunuz. Önemli olan şey ise şu: Siz, kendinizin farkında mısınız?

Dorian Gray’in Başarısı

Pek çok kült esere imza atan, büyük sanatçı Oscar Wilde da zamanında “Bir dostun üzüntüsüne üzülebilirsin, bu kolaydır. Bir dostun başarısını takdir etmek ise büyük erdem gerektirir.” sözünü sarf ettiğine göre etrafında onun başarısına samimi tepkiler vermeyen arkadaşları olsa gerek… Sizin etrafınızda da bu tarz insanlar varsa, dahası sizin motivasyonunuzu ciddi manada kıracak yorumlarda bulunuyorlarsa ilham alacağınız yegane kaynak, Oscar Wilde’a ait olan “Dorian Gray’in Portresi” olmalı. Ancak kastım kurgusu değil.

Wilde, etrafındaki insanların onun çalışmalarını beğenmelerine rağmen onun roman yazamayacağını iddia etmeleri üzerine kısa bir sürede Dorian Gray’in Portresi’ni yazmış ve günümüzde halen tiyatro uyarlamaları, çizgi roman yapıtları dünyayı dolaşan bir klasiğe imza atmıştır. Yazdığı tek romanı, etrafındaki insanların yaklaşımlarına cevaben kaleme alması da; enerjileri tüketen insanlara verilecek en güzel cevabı temsil etmiştir.

Bu yazı, Dünya Gazetesi’nde 26 Ocak 2018 tarihinde yayımlanmıştır.

0 CommentsYoruma kapalı

Yorum bırakın

Kariyerlerini belirleme anlamında gençler çok ayrı yollarda ilerliyor. Kimisi kariyerini küçük yaşlardan belirliyor, milyon kere karar verip bozsa da illa ki kariyerimi ben belirleyeceğim diyor. “Benim için en iyisini ben bilirim” misali.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın paylaştığı TED konuşması benim açımdan hayat kurtardı. Dan Gilbert‘in The Surprising Science of Happiness adlı konuşması, seçme özgürlüğünün çok yüksek olmasının mutsuzluk getirdiğini, (seçenekler arasında boğulan gençleri düşündükçe onlar adına üzüldüm doğrusu) seçme şansı olmadığında kişinin mutlu olmayı seçtiğini anlatıyordu. (Görücü usulü ile evlenen anne ve babalarımızın bizlerden çok daha mutlu olması da böyle bir şey olmalı!)

Bu denli özgüvenli olmaları bu kafalarına göre takılan gençlerin mutlu olmalarını engelliyor, peki başarılı kariyerleri oluyor mu acaba?

Bir de ne yapacağını bilemeyip sağa sola danışan var! Bu grubun durumu kritik ve burada bize iş düşüyor: Sordukları kişiler çoğunlukla kendi deneyimlerini övme, şu andaki şartları çok fazla düşünmeksizin ben yaptım oldu, en büyük benim, en akıllı benim kafalarında! Ya sen yaptın oldu da bu genç sen mi? Bu gencin yetenekleri, şu andaki ekonomik şartlar hemen hemen hepsi farklı.

Öneriler ağırlıklı olarak “Mühendis ol”, “Hukukçu ol” şeklinde devam etmekte. Kariyer konusunda birine danışmak ve bu kişinin “tecrübelerinden yararlanmak” iyi de; bu tecrübe o kişinin tecrübesi. Bu tecrübeyi günün şartlarına uygulamak, dış ortamın hiç değişmediğini varsayan laboratuvar deneyi gibi değil mi?

Bunun örneğini de bizzat yaşadım.

Çaresizce yardım aradığım zamanlarda ikisinin de yeteneğine hiçbir laf edemediğim, son derece iyi olan iki müzisyene kızım için aynı soruyu sormuştum. Müzik kariyerinde başarısız olandan, “Kesinlikle ana işi müzisyen olmasın bunu hobi olarak yapsın” cevabını aldım. Kendi alanında en yüksek noktaya çıkmış olan kişi ise “Kesinlikle müzikten başka işin olmamalı ki başarabilesin!” dedi.

Bu iki cevap da doğru ama bunun kızıma hiç faydası olmadı…

“Kariyerim için size danışmaya geldim” gibi bir geyik yaparsanız, karşılığında bir geyik alırsınız.

Danışacağınız kişinin durumunu oldukça kapsamlı değerlendirmek gerekiyor, düşündüğünüz gibi başarılı mı? Ne yapmış da başarılı olmuş eğer bunu anlama şansınız varsa sorun derim. Belki babasından iyi miras kaldı çocuğum ve hatta bu mirasla çok daha iyisini yapabilir de bu kadar yaptı. Önce bu kişinin başardığı konuyu saptayın, sonra onun şartlarını az çok değerlendirdikten sonra bir çerçeve çizdiniz. Tamam şimdi bu alanda soru sorduğunuzda aldığınız cevap anlamlı olacaktır!
Eğer örnek aldığınız kişi Harvard mezunu ise siz kıçınızı yırtsanız onun bulunduğu konuma gelemeyeceksiniz. Harvard’a girmek için ne tür yol izledin, günde kaç saat çalıştın, seçimlerini ne yaptın deme şansınız ve konumunuz varsa bunu sorun, alacağınız cevap kesinlikle işinize yarayacaktır.

Soracağınız kişiyi doğru seçin, arayın tarayın, hangi alanda neden başarılı olduğunu anlamaya çalışın, bunun hedefiniz olup olmadığını hissedin sonra daralttığınız alanda sorunuzu sorun lütfen, ne kendi vaktinizi nede başkasının vaktini almayın.

Bana sorarsanız; seçtiğiniz kariyer ile kazanacağınız para sizi mutluluğa götüremez, siz bu işi yaparken mutlu olabilecekseniz ancak o zaman mutlusunuzdur.