Çalışma arkadaşlarınıza bir de bu gözle bakın:

  • İşyerinde size ne zaman ne yapmanız gerektiğini söyleyen ve deyim yerindeyse üzerinizde bir çeşit baskı kuran kişiler vardır. Kusur bulur, size olması gerekeni gösterirler, bunu iyiliğiniz için yaparlar. Gerçekten de!
  • Bu kişilere karşı dikkatli olursunuz, hatta bu kişiler sizinle aynı pozisyonda ya da daha düşük pozisyonda olsalar da bu kişilerden biraz çekinirsiniz.
  • Size yerli yersiz yol gösteren bu kişiye biraz bağlanırsınız. Biraz da kızarsınız.
  • Onlar genelde ince ince düşünür, şeytanın avukatlığını yapar, bazen kimsenin elini sürmek istemediği işlere girişebilirler.

Bu kişilere dikkat edin!

Belki de düşündüğünüz kadar yararlı olmayabilirler. Bu kişilerin sizi yolunuzdan çevirdiği, yapılan işin süresini uzattığı ya da sadece sinirinizi bozarak dikkatinizi öncelikli konuya vermenize engel olup olmadığı konusunda tarafsız olarak düşünün.

Bu kişilere her organizasyonda ihtiyaç vardır. Ancak sınırlarını doğru çizmezseniz organizasyonu felakete sürükleyen kompleks sistemler ve prosedürlerin yolunu açacaklardır. Onlar çok iyi niyetli olsalar bile, şirketteki akışları yavaşlattıkları hatta tıkadıkları için bu çerçevede tehlike yaratırlar.

Sadeleştirerek bakacak olursak; bir şirketin ya da kişinin finansal durumunu, başarı durumunu etkileyen iki önemli faktör vardır:

  1. KALİTE

Başkaları tarafından kullanılabilir, deneyimlenebilir, istenen ürün ya da aranan servis. Bu konu organizasyonun varlık nedeni olduğu gibi, sürekliliğini de sağlayan en önemli unsurdur.

  1. HIZ

Doğru zamanda doğru sonucu sağlamaktır. Günümüzde çıktısını optimum hızda yaratmayan her organizasyon, sessiz sedasız bir biçimde her gün hücrelerinden bir kısmını kaybediyor olabilir.

Kriterleri basite indirgersek bir organizasyondan istenen iki basit şey bunlardır.  Kabul edelim ki, basite indirgeme düşüncesi Aristo’ya kadar dayanıyor, yeni bir konu değil. Ancak biz hayatı ya da işleri basitleştirmeye çalıştıkça, onu kompleks hâle getiren inanılmaz sayıda etken var. Mali işler kökenli bir kişi olarak ilk aklıma gelen; vergi mevzuatı uygulamaları veya kanunların, vergi kaçıran kişi ya da kurumlara önlem almak adına bu kadar karmaşık hâle geliyor oluşu… Öyle ki her kanunun ardından onlarca tebliğin çıkmasıyla gittikçe daha çok katman oluşması.

Son yıllarda birçoğumuzu fazlası ile etkileyen ya da yeni yeni etkilemeye başlayan bir başka konu da kişisel verileri koruma kanunu uygulamaları.  Dokunduğu katman sayısını saymaya imkan yok. Her geçen gün sabit bir şekilde büyüyen veriler ve aynı oranda büyüyen güvenlik sorunları karşısında bu yasayı uygulamanın zorluğu kaçınılmaz bir karmaşıklık yaratıyor.

Bir yandan gereklilikler kafamızı kurcalıyor. Kişisel veriler, şüphesiz hem gizlilik hem güvenlik açısından her şirketin temel prensiplerini sağlam bir zemine oturtması gereken bir konu. Kurumların dokunduğu bir yığın bilginin kişisel veriler bağlamında ayıklanması ve tasnif edilmesi oldukça büyük öneme sahip.

Öte yandan, yasal mevzuatları takip etmenin zorluğu kadar; kişisel verilere dair hazırlıkların tamamlanması da, gücünü işi teslim etme hızından alan şirketler için kabusa dönebiliyor.

Basite indirgemeyi prensip sayan, hayatını bunun üzerine kurmuş insanlara ve kurumlara büyük saygı duymak gerekir. Ancak gerçek hayat, bu kadar basite indirgenmeye müsait olmayabiliyor çoğu zaman. Hiçbir şey olmazsa; siz, işinize odaklanmış bir şekilde olabildiğince basit ilerlerken, bir mevzuat çıkageliyor. Konsantrasyonu ve iş şevkini kaybetmeme pahasına, bu tarz konulara eğilen çalışanlarınıza güvenmeniz, bir yönetici olarak sizin “hayatınızı” kurtaracaktır.

Tüm bu zorluklara rağmen kişisel ve kurumsal hayatta basite indirgemenin bazı kurallarını göz ardı etmememiz gerekiyor.  

Objektif bakmayı deneyin

  • Şirkette oluşan kurallar ve uygulamalar şirket körlüğü yaratmış olabilir. Uzun bir süredir uyguladığımız kuralları çoğunlukla sorgulamayız. Bu nedenle uygulamalarınıza ve iş süreçlerinize objektif bir şekilde bakmayı deneyin.

Önceliklerinizi kanınız pahasına koruyun

  • Önceliklerinizi çok iyi belirleyin ve önceliklerinizi mümkünse görsel bir biçimde anlaşılır kılarak paylaşın ya da gözünüzün önünde tutun. Öncelikleri belirleyemeyen kişileri karar verici noktalardan uzaklaştırın  ya da alanlarını kısıtlayın.

Yöneticilere yanlış yapma hakkı tanıyın

  • Bir raporu imzalayan kişileri azalttığınızda ne olacağını sorgulayın. Fayda maliyet analizini sıkça sorgulayarak, küçük riskler için sorumluluk alabilecek ekipler yetiştirin. Onlara yanlış yapma konusunda güven verin.

Prosedürleri sadeleştirin

  • Prosedürlerinizi belli aralıklarla gözden geçirin, prosedürlerin döngülerini en aza indirgemek zamandan ve emekten tasarruf sağlayacaktır.

Otomatiğe bağlama konusunda dikkatli olun

  • Çalışanlara bir konuyu neden bu şekilde yaptıklarını sorduğunuzda birçok kez ben geldiğimden beri böyle yapılıyordu cevabını alırsınız. Kişisel olarak bu hepimiz için geçerlidir. Annemizden babamızdan bize kalmış, ‘bu iş böyle yapılır’ tadında yüzlerce davranış vardır. Bunları sorgulamaya başladığımızda hayat değişir.

Çapraşık zihinlilere dikkat edin.

  • Bu kişiler çok yararlı ve son derece iyi niyetli olsalar da onları akış noktalarından uzaklaştırın. Gerekirse danışma kurulu ya da benzeri görevlerle onları çok değerli özelliklerini en iyi kullanacakları bölümlere yerleştirin.

Benzer kuralları kişisel hayatlarımıza uygulamak nasıl olurdu acaba? Bunun bir yolunu bulup uygulayabilen olursa, ben burada sizden haber bekliyor olacağım.

Bu yazı, Dünya Gazetesi’nde 30 Mart 2018 tarihinde yayımlanmıştır.

0 CommentsYoruma kapalı

Yorum bırakın

Kariyerlerini belirleme anlamında gençler çok ayrı yollarda ilerliyor. Kimisi kariyerini küçük yaşlardan belirliyor, milyon kere karar verip bozsa da illa ki kariyerimi ben belirleyeceğim diyor. “Benim için en iyisini ben bilirim” misali.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın paylaştığı TED konuşması benim açımdan hayat kurtardı. Dan Gilbert‘in The Surprising Science of Happiness adlı konuşması, seçme özgürlüğünün çok yüksek olmasının mutsuzluk getirdiğini, (seçenekler arasında boğulan gençleri düşündükçe onlar adına üzüldüm doğrusu) seçme şansı olmadığında kişinin mutlu olmayı seçtiğini anlatıyordu. (Görücü usulü ile evlenen anne ve babalarımızın bizlerden çok daha mutlu olması da böyle bir şey olmalı!)

Bu denli özgüvenli olmaları bu kafalarına göre takılan gençlerin mutlu olmalarını engelliyor, peki başarılı kariyerleri oluyor mu acaba?

Bir de ne yapacağını bilemeyip sağa sola danışan var! Bu grubun durumu kritik ve burada bize iş düşüyor: Sordukları kişiler çoğunlukla kendi deneyimlerini övme, şu andaki şartları çok fazla düşünmeksizin ben yaptım oldu, en büyük benim, en akıllı benim kafalarında! Ya sen yaptın oldu da bu genç sen mi? Bu gencin yetenekleri, şu andaki ekonomik şartlar hemen hemen hepsi farklı.

Öneriler ağırlıklı olarak “Mühendis ol”, “Hukukçu ol” şeklinde devam etmekte. Kariyer konusunda birine danışmak ve bu kişinin “tecrübelerinden yararlanmak” iyi de; bu tecrübe o kişinin tecrübesi. Bu tecrübeyi günün şartlarına uygulamak, dış ortamın hiç değişmediğini varsayan laboratuvar deneyi gibi değil mi?

Bunun örneğini de bizzat yaşadım.

Çaresizce yardım aradığım zamanlarda ikisinin de yeteneğine hiçbir laf edemediğim, son derece iyi olan iki müzisyene kızım için aynı soruyu sormuştum. Müzik kariyerinde başarısız olandan, “Kesinlikle ana işi müzisyen olmasın bunu hobi olarak yapsın” cevabını aldım. Kendi alanında en yüksek noktaya çıkmış olan kişi ise “Kesinlikle müzikten başka işin olmamalı ki başarabilesin!” dedi.

Bu iki cevap da doğru ama bunun kızıma hiç faydası olmadı…

“Kariyerim için size danışmaya geldim” gibi bir geyik yaparsanız, karşılığında bir geyik alırsınız.

Danışacağınız kişinin durumunu oldukça kapsamlı değerlendirmek gerekiyor, düşündüğünüz gibi başarılı mı? Ne yapmış da başarılı olmuş eğer bunu anlama şansınız varsa sorun derim. Belki babasından iyi miras kaldı çocuğum ve hatta bu mirasla çok daha iyisini yapabilir de bu kadar yaptı. Önce bu kişinin başardığı konuyu saptayın, sonra onun şartlarını az çok değerlendirdikten sonra bir çerçeve çizdiniz. Tamam şimdi bu alanda soru sorduğunuzda aldığınız cevap anlamlı olacaktır!
Eğer örnek aldığınız kişi Harvard mezunu ise siz kıçınızı yırtsanız onun bulunduğu konuma gelemeyeceksiniz. Harvard’a girmek için ne tür yol izledin, günde kaç saat çalıştın, seçimlerini ne yaptın deme şansınız ve konumunuz varsa bunu sorun, alacağınız cevap kesinlikle işinize yarayacaktır.

Soracağınız kişiyi doğru seçin, arayın tarayın, hangi alanda neden başarılı olduğunu anlamaya çalışın, bunun hedefiniz olup olmadığını hissedin sonra daralttığınız alanda sorunuzu sorun lütfen, ne kendi vaktinizi nede başkasının vaktini almayın.

Bana sorarsanız; seçtiğiniz kariyer ile kazanacağınız para sizi mutluluğa götüremez, siz bu işi yaparken mutlu olabilecekseniz ancak o zaman mutlusunuzdur.